top of page

Dünya Halinde Siz Nerede İnmek İsterseniz ?

  • Yazarın fotoğrafı: A.
    A.
  • 21 Oca
  • 6 dakikada okunur

Güncelleme tarihi: 22 Oca

Merhaba. Her şey “merhaba” demekle başlar. Merhaba, r-h-b kökünden türeyen bir kelimedir; rahatlık, bolluk ve esenlik anlamlarını taşır ve birbirimizi selamlarken esasında genişlik içinde ol, ferahlık seninle olsun demiş oluruz.


İnsan doğar ve ölür. Bu iki nokta, başlangıcı, sonu ve yeniden başlangıcı temsil eder. Bu iki ana nokta, değiştiremeyeceğimiz bir kaderle birbirine bağlıdır; bunun içinde ise değişebilen öznel bir zaman vardır ve bu zamanın ortasında mekan yer alır. Zamanın oluşabilmesi için, mekan değişmeden bu iki ana nokta arasında üç noktaya ulaşmamız gerekir. Geçmiş ile geleceği birleştiren, durağan ve hareketsiz nokta. Ve bu mekanın içinde biz yaşarız ya da daha doğrusu, her nefes alışımızda ölüme biraz daha yaklaşırken yaşadığımız yeri gözlemleriz. Bugün, zaman içinde gerçekleşen değişimleri düşünüyorum.


Günlük yazılara baktığımda, bazı yazarların akademik makalelere atıfta bulunduğunu, zincir gibi aşağıya indiklerini ve ardından bunları tamamlamak için yeni bir yorum eklemeyi tercih ettiklerini görüyorum. Bazıları ise bu ikisini karıştırarak daha bütünlüklü, yapılandırılmış bir metin yazmayı seçiyor. Sizler gibi ben de elbette kamusal alanda erişilebilir yazıları (bilimsel araştırmalar dahil) takip ediyorum; ancak yazılarımda ağırlıklı olarak öznel deneyimi, genel deneyim ve sonuçlanmış verilerle karşılaştırmayı tercih ediyorum. Nihayetinde öznel deneyim yöntemini kullanıyorum. Harflerle düşünmenin hatta yazmanın bile sonuçları etkileyebileceğini ve bunu dikkate almam gerektiğinin farkındayım.


Bugün bilim insanları genel olarak insan ırkının yeniden biçimlendirilmesini tartışıyor. Aslında bu tartışma benim doğumumdan çok önceye dayanıyor. Birçok bilim insanının gen kavrayışı, insanın kusurlu yaratımı ve ister doğuştan ister sonradan olsun her türlü müdahale ile etki altına giriyor ve değiştirilebileceğini inanılıyor açıkcası artırılımış insan gibi düşünebilirsiniz. Ayrıca bir zamanlar önemsenen yedi ölümcül günahı (Kibir, Açgözlülük ,Şehvet ,Kıskançlık ,Oburluk, Öfke ve Tembellik) bireyin geçmesi gereken , kendini tanıması gereken geriye dönük bir yolculuk olarak değil, dışarıdan kimyasal olarak manipüle edilebilecek bir alan olarak görülüyor. Aynı zamanda düzeltilebilen bir alan. Esasen, anlaşılmaz ve saldırgan dürtüleri bile tek bir hapla sona erdirecek, korku ve kaygıyı geride bırakacak mucizevi bir ilaç ya da ses bulmaya çalışıyor gibiler. Bugün bireyleri sağlık üzerinden bir takım farklı çalışmalar için ikna edecekleri biliniyor. Bunun için en popüler kavram sağlıklı beslenmenin zorunlu olmadığı önemli olan kişinin bireysel anlamda sadece kendisine fayda verecek bir beslenme programını bulması gerektiğine ikna edecekler. Aslında uzun zamandır bu konuda hazırlıklar tamamlandı. Simbiyotik bir ilişki içinde bir süre boyunca deneyim yaşayan insan bağlı olduğu bilgisayar/telefon programında kendisinin bir örneği oluşturulacak. Sonrasında akıllı ilaç ve beslenme programı ile önce bu virtuel/sanal alanda veriler üzerinde deneme yapılacak uygun ise kişi bunu uygulayacak ve neyi ne kadar almasını gerektiğini öğrenecek tabi bunun için de vücudunda her anı kayıt eden ve sisteme gönderen bir parça takılması gerekiyor. İşte bu ikili ilişki için insanları öncelikle beslenme alışkanlıklarının öznel olduğuna her şeyin doğal organik olmak zorunda olmadığına ikna etmeleri gerekiyor. Tabi sürecin ikna kısmı benim yorumum ancak bunu görebiliyoruz, yapılan araştırmaları/kitapları yazımın sonunda ek kısmında sizinle paylaşıyorum.


Birileri için tarihin, medeniyetlerin sonu olarak inanıldığı bu dönemlerde, zorunlu aşılar, suyun klorlanması, sosyal enerji/şiddetin propaganda yoluyla alternatif bölgelere yönlendirilmesi, zorunlu karantinalar, gıda içeriklerinin değiştirilmesi, elektromanyetik frekanslar ve merkezi, seçilmiş bir yönetim yapısının kurulması gibi yöntemler, “ilk küçük zaman dilimi” olarak adlandırılan süreç içinde toplumları yeniden biçimlendirmek için uzun süredir kullanılıyor. Bu durum, aynı zamanda insan özünün derinliklerine yani toprağa ve suya da inmektedir. Kitleler için önce bir yapı kurulmalıdır. Bu yapının son yüzyılda nasıl şekillendiğini anlamak gerekir. 2G ve 3G ile ortak bir yapı olarak benimsenen düzen; korku, siyaset, savaş, evrensel moda ve müzik ve ifşa üzerine kurulmuş bir toplum olarak başladıysa, 4–4.5G ile birlikte artan cinsel eğilimler ve tüketim odaklı satın alma davranışlarıyla sürekli kışkırtılan bir toplum görüyoruz. 5G ile birlikte ise sanal kumar, pedofili, eşcinsellik, saldırganlık, duyarsızlık ve aşırı tüketim öne çıkıyor. Aslında bunun dışındayız.


Bugün etrafımıza baktığımızda, farklı normlara sahip yeni bir dünyaya doğru bir geçiş olduğunu kabul etmemiz gerekiyor. Kabul etmek gerekirse babalarımızın çoğu daha erkeksiydi. Kadınlar doğal özlerine daha yatkın ve elbette daha sağlıklıydılar. Kişilerin boş zaman etkinlikleri bugüne kıyasla daha bedensel yönde enerji harcamasına bağlıydı ve doğa hayatın içindeydi yani insanın bir parçasıydı. Elbette her çocuk saf bir istekle ağaca tırmanmak istemezdi (bu önemli bir ayrımdır, araştırın), fakat genel norm buydu. Bugün bir YouTube kanalı açıp eski futbol maçlarını ve tribünleri izlerseniz ne anlatmak istediğim daha iyi ortaya çıkacaktır diye düşünüyorum. Elbette Roma Kolezyumundaki vahşeti görmüyor olsak da, 70’ler, 80’ler ve özellikle 90’lar, toplumsal öfkenin futbol maçlarında kontrol içinde kontrolden çıkartılıp neler olduğunu bize gösterir. Futbol, modern toplumdaki duygusal değişimi/enerji aktarımını anlamak için mükemmel bir araçtır. Ortalama bir insan bu şiddeti miras alarak doğar ve kendi gelişimi sırasında uç noktalarını bir kareye bağlar; bu karenin dışındaki her şey ister bir fikir ister bir siyasi parti olsun doğal düşman olarak görülür. Bugün futbolcular lazer epilasyonuna razı olana kadar bu gerçeği iyi yansıtıyordu tabi trübin da olanlar da. Bir nesil sonra artık o kıyıda köşede kalan maskülen futbolcuları da göremeyeceğinizi anlamanız gerekir. Belki bu daha hayırlı olur bilemiyorum. İbrahimovic buna uzun süre direndi, ama o da yaşlandı. Yakaların kaldırılması modası çoktandır geçti gitti aramızdan. Hatırlayın okullardaki öğrenciler de daha saldırgandı (malesef ben de dahil) ve en küçük birimler grup oluşturduğunda “öteki” ile sert bir rekabete girerdi. Dünyayı da bir okul gibi görebiliriz. 1600’lere doğru ilk sınıflandırmalarımız din üzerinden yapılıyordu; ardından vatandaşlık, millet, hürriyet ve nihayet ulus-devletler geldi. Bugün ise yeni dünyanın henüz tam olarak kendini açığa vurmadığı bir alanda yaşıyoruz fakat bu kavramlar olmayacak gibi görünüyor. Bir zamanlar atları ve sığırları evcilleştiren kovboyların, bir yüzyıl içinde kendilerinin evcilleştirildiğine dair işaretler gösterdiğini görüyorum ve diğerlerinin de.


Bugün giderek daha sessizleşiyoruz. Tepkilerimiz fiber optik kabloların içine kapanıyor; her gün, her dakika. Sopalarla ve taşlarla yürüyenlerin ya da bugünün diliyle pankartlarla yürüyenlerin sayısı neredeyse kalmadı. Sendikalar sessizce veda etti. Bilimsel çalışmalar, en çok oynanan bilgisayar oyunlarının aslında zıplama, koşma ve elleri kullanma gibi eylemlere dayandığını gösteriyor; yani fiziksel hareketleri yansıtıyorlar. Görünüşe göre bireylerin bir zamanlar özlediği şeyler ekrana emilmiş durumda. Bugün gençler, özledikleri ama asla eyleme dökmedikleri arzuları yeni uzuvlarıyla telefonları ve tabletleriyle tatmin ediyor. Sanki nihai makineye çoktan ulaşmış gibiyiz. Zaman ve mekanın bu örtüşmesinde, değişimin iki yönde gerçekleştiğini görüyorum. Birincisi, kuşaklar boyunca aktarılan gelenekler ve hayali anlatılar yani toplumsal hafıza sona eriyor. Diğer durum, daha sakin bir insan tipinin ortaya çıkmasına yol açıyor (sonuçta kırmızı et tüketiminin azalmasının saldırganlığı düşürdüğü biliniyor).


Öte yandan, 5G ve herkesi bir arada tutmaya çalışan makina (sosyal medya, her türlü haber içeriklerinde ayrılın, en azında bir süre ve kullanmayın) ile birlikte tüm musluklar açıldı ve insanlar artık o kadar fazla şeye maruz kalıyor ki bütünüyle kafa karışıklığı ortaya çıkıyor. Küçük bir elektrik akımıyla kendimizin bilinmeyen yönlerini keşfetmek gibi. Bu iki değişim biçimi arasında, “ilerleme” dediğimiz şey aslında doğanın perspektifinden bir gerileme biçimine dönmeye başladı. Bugün bilimsel ilerlemenin dünya savaşlarını sona erdirip erdiremeyeceğini sorduğumuzda, bir zamanlar “yeryüzünü ıslah etmeyi” amaçlayan grupların bugün başka bir savaşın içinde olduğunu görüyoruz. Ve geldiğimiz noktada, insanların bir yarışma programındaymış gibi “kimin gitmesi gerektiğini” tartıştığı bir dünyada yaşıyoruz. Bilinen dünya sınırları içinde artık net bir dünya görüşü ortaya çıktığına inanıyorlar. İnsanların %95’i yalnızca veri olarak hatta daha kötüsü, atık olarak görülmektedir. Gangnam Style videosunun 5 milyardan fazla kez izlendiğini ve bunun Fransa’daki Troyes kentinin bir yıllık elektrik tüketimine eşdeğer enerji harcadığını keşfettiklerinde daha fazla soru sormaya başladılar. Fakat sonuçların nedenleri gene kendi kurdukları yapılara bağlı olduğunu görmek istemiyorlar.


Değişimi kim getirirse getirsin, nihayetinde bizi gören ve bilen Allah’ın kontrolünde gerçekleşiyor. Secde 32:5 ‘’Gökten yere kadar bütün işleri Allah yürütür. Sonra bu işler, süresi sizin hesabınızla bin yıl olan bir günde ona yükselir. ‘’ Gerçek değişim ise insanın kendi içinde başlıyor. Belki siz de ülkelerarası düzeyde ve ya bölge düzeyinde düşünmek yerine daha küçük bir veri yani etrafınızda gördüklerinizle kendi hayatımızı kurarız. Ben biraz son gelişmelere bakmak istedim biraz da nereye gidebilir onu sorguladım; elbette bu beni tümden bu kısa metne getirdi şimdi ise bu yazıdan sonra tüme doğru kendi doğrultumuzda okuyarak, sorarak ve araştırarak gidebiliriz. Bizler sadece söylediklerimizden değil, yapmamız gerekirken yapmadıklarımızda, söylememiz gerekirken söylemediklerimizden de sorumluyuz. Hicr 15:55-56 “Sana kesinlikle olacak bir şeyi müjdeliyoruz. Sakın ümitsizliğe düşenlerden olma! ’dediler. İbrahim de: ‘Doğru yoldan sapanlardan başka kim Rabbinin rahmetinden ümidini yitirir ki?’ diye karşılık verdi.’’



Not: Araştırmada kullandığım ve okuduğum bazı kitapları sizinle aşağıda paylaştım, ayrıca yazıya kapak resmi olarak da Hieronymus Bosch'un Dünya Zevkler Bahçesi isimli çalışmasını uygun gördüm.


Virtuel You, How building Your Digital Twin Will Revolutionize Medicine and Change Your Life, Princeton University Press 2023, Peter Coveney and Roger Highfield)

The Silicon Shrink, How Artifical İntelligence Made the World an Asylum, Daniel Oberhaus, Cambridge MIT Press, 2025, London


Seven Deadly Sins, The Biology of Being Human, Guy Leschziner, New York, 2024


Can Science End War?, Everett Carl Dolman, Polity Press 2016, USA





Yorumlar


bottom of page