top of page

Bellek ve İmge: Kültürel ve Kentsel Mekanlarda Anlamın İnşası

  • Yazarın fotoğrafı: A.
    A.
  • 9 Eki 2024
  • 3 dakikada okunur

Güncelleme tarihi: 22 Oca

İnsan eliyle inşa edilmiş kentlerin içinde yer alan imgeler en uçta kıyı kumlarıyla çevrelenen bu inşa edilmiş alanlar içinde bulunan mekanlara dair bilgi taşıyıcıları olarak işlev görür. Bu görsel uyarıcılar, bireysel deneyimin süzgecinden geçirilerek zihinde işlenir ve sonuçta öznel olarak algılanan ama belirli bir gruba da ait olabilen bir bilgi biçimine dönüşür. Diğer bir ifade ile, bir imge ancak algılandığı ve yorumlandığı ölçüde varlık kazanır. Ancak bu anlamlar toplumsal düzeyde ortaklaşa tanındığında, söz konusu mekanlar “kolayca uyarlanabilir çevreler” hâline gelir. Yani imge ikinci planda kalırken adapte olunmuş bir mekan kavramından bahsedebiliriz. Bizim buradaki konumuz ise mekan içindeki bir sembolün içinde bulunduğu mekanı da kapsayan daha genel bir anlamı çağrıştırmasıdır.


Bazen bir mekan bütünüyle bir imge olarak işleyebilir hafızamızda; ya da mekan içindeki belirli öğeler fiziksel bağlamın ötesine geçerek daha geniş soyut anlatılar da sunabilir, bazen ise çevrenin kendisini kapsayan ya da yeniden tanımlayan anlamlar da üretebilir. Örneğin bir kent merkezinde meydan olarak tarif edilen alana ulaşıldığında, merkezdeki odak noktası simgesel bir imge olarak algılanabilir; fakat aynı şekilde, meydanı çevreleyen sokakların kesişim düzeni de başlı başına bir imgesel yapı olarak okunabilir. Bu tür sembolik okumalar çatıların renk düzenlerinde ya da mimari motiflerde de ortaya çıkabilir. Bazen bu imgeler hilal ya da çan biçimi gibi herkesçe ilk bakışta tanınabilir kolay algılanan şeyler olabilirken; bazen ise anlamları ancak farklı bir bakış açısından, örneğin kuşbakışı bakıldığında, görünür hale gelen herkese açık olmayan yapılar da olabilir. Bu gizli ya da kısmen algılanabilen işaretler, içinde bulunduğumuz mekan hakkında dolaylı bazen de dolaysız bir biçimde bilgi aktarır. Zaten sembol de kelime kökü ile σῠν (sun-, birlikte, ) + βάλλω (ballo, karşılık veriyor) bir nesnenin ikiye bölünmüş halini ve görünür olanın görünmeye işaret etmesi demektir.



Bu imgesel dünyanın aracılığıyla geçmişten bugüne hem açıkça anlaşılan hem de kapalı kalan sayısız işaret bizlere aktarılmıştır. Bu işaretlerin bazıları evrensel nitelikler taşırken, bazıları yalnızca belirli kültürlere özgüdür ve dışarıdan bakanlar için erişilemez kalır bazen ise sadece deneyimlenerek algılana bilinen dışarı gruplara kapalı imgeler bulunur. Bu göstergeler kimi zaman bütüncül formlar hâlinde, kimi zaman ise tek bir biyolojik hücrenin tüm organizmaya dair bilgiyi taşıması gibi, parçalar halinde ortaya çıkar. Günümüz toplumu, imgeler ve sembollerle tanımlanan bir dünyadan, giderek fiber-optik kablolar ve uydular aracılığı ile dijital bir dünyaya doğru sessiz bir dönüşüm yaşamaktadır. Bu dönüşümle birlikte “mekan” kavramı da yeniden tanımlanmakta, sınırları henüz bilinmeyen alanlara taşınmaktadır. Bir zamanlar mekanı anlamlandırmamıza aracılık eden simgesel yapılar giderek aşınmaktadır hatta aşınmıştır. Semboller hala “açıklanmaktan çok bilinen” sezgisel bir bilgi duygusu ve tecrübeye dayansa da, mekanın somut ve deneyimsel boyutu giderek zayıflamaktadır. İnsan çabası ile tekrar edilen bilginin aktarımı karmaşıklaşıyor, doğal dünya ilk kökenlerimize ait izleri saklamakta zorlanıyor, şehirler ve özel yapılar bütünlüğünü kaybediyor. Geriye dönüp bakıldığında, şaman giysilerindeki dairesel motifler; kozmosun, kürenin ya da zamansal döngülerin temsilleri olarak yorumlanan bu deneyimlenmesi gereken semboller bugün birçokları için sadece halı ve ya perde motifi olurken, İstanbul’da Antik Yunan tarihi anlatan bir akademisyenin ders sonrası trafikte sürdüğü arabanın içinden dışarıda gördüğü çevreyi düşündüğümüzde ya da gölge ve ışık oyunları ile yapının her konumu ayrı güzellikte hazırlanan Elhamra Sarayı'ndan (kırmızı saray) bugün Üsküdar ya da Sur içinde bulunan birbirinden zevksiz tabelalara..


Bazı düşünürlerin konuya ilişkin ifadeleri;


Bir sembolü entelektüel açıdan incelemek bir soğanı bulmak için o soğanı soymak gibidir. Pierre Emanuel


Mitik düşünce…ideolojik saraylarını, eski toplumsal söylemin molozlarıyla inşa eder. C. Levi-Strauss


Evrensel arketipik temellerin bilgisi…beni her yerde ve her zaman var olanı ve herkese ait olanı psikolojik bir olay olarak görmeye itmiştir. Jung


İmge ancak imgeyle incelenebilir. İmgeleri, hülyada birleştikleri gibi hayal ederek… Gaston Bachelard


Gösteri odaklı günümüz toplumunda, anlamı sorgulamak için kullanılan pek çok işaretin, sembolün ve kavramsal aracın, göstergebilim, ikonografi ve diğer adlandırılamayan sembollerin ( hepsini bir arada kullanmak istiyorum) gelecek kuşaklar için önemini yitirmesi ya da anlamsal aşınmaya uğraması muhtemeldir. Kadim toplumlarda yaşamın ve deneyimin bütünlüğünü, bir dairenin içindeki nokta gibi son derece basit simgesel biçimler aracılığıyla ifade etmeye çalışmışlardır. Bugün binlerce sayfaya karşılık gelebilecek anlam yoğunlukları, geçmişte yalnızca birkaç çizgi ve işaretle aktarılabiliyordu. Bizler, hayvanlar, bitkiler ve minerallerle birlikte, ortak bir özün farklı görünümleri olarak, farkında olmadan içinden çıkamayacağımız bir açık hava müzesinde dolaşmaya başladık. Fakat doğa tüm açıklığı ve işaretleriyle birlikte herkes için bir kurtuluş olmayı ve hakikatin ne olduğunu hala sağlamaktadır.




Yorumlar


bottom of page