Yolculuğa Övgü, Michel Onfray
- A.

- 18 Oca
- 6 dakikada okunur
Güncelleme tarihi: 22 Oca
Bu hafta sizinle Michel Onfray’in Yolculuğa Övgü (2007) kitabının ayrıntılı çalışmasını okuyacağız. Fakat öncelikle tekrar belirtmem gerekiyor. Bu sitede kitap eleştirilerini ve ya yorumlarımı doğrudan kitabı anlatarak yapmıyorum. Konu ile ilgili uygun olacak şekilde kısmen de olsa kendi görüşlerimi de ekliyorum. Esasında bu anlatım aynı konuda bugün ben ne görüyorum üzerine oluyor. Dolayısıyla evet kitapla birlikte gidiyoruz ve siz okuyucular kitabın bir özetini okurken bir tarafı ile benim ne gördüğümü de öğrenmiş oluyorsunuz.
Kitabımız yolculuğa övgü olduğu için öncelikle yol kelimesini dilbilimsel olarak ayrıntılı bir açıklamasını yapmakta fayda görüyorum çünkü Michel Onfray yolculuğu Adem oğlu Habil ve Kabil olarak insanlığın başlangıç sürecine götürüyor. Dolasıyla yol kavramının köklerine biraz dilbilimsel biraz da felsefi yönünden yaklaşmamız gerektiğini düşünüyorum. Çünkü yolculuğa övgü kitabını okurken gerçekten de bir yol giderken bazen geri dönüyor bazen ise dinleniyorsunuz fakat bu bildiğimiz fiziksel bir yol değildir.
┌─────────────────────────┐
│ ┌───────┐ ┌─────────┐ │
│ │ ┌───┐ │ ┌─┘ ┌─────┐ │ │
│ │ │ │ └─┘ ┌─┘ ┌─┐ │ │ │
│ │ └─┐ └─────┘ ┌─┘ │ │ │ │
│ │ └─────┐ │ ┌─┘ │ │ │
│ └───────┐ │ ┌─┘ │ ┌─┘ │ │
│ ┌─────┘ │ │ ┌─┘ │ ┌─┘ │
│ ┌─┘ ┌─────┘ │ │ ┌─┘ │ ┌─┘
│ │ ┌─┘ ┌─────┘ │ │ ┌─┘ │
│ │ │ ┌─┘ ┌────────┘ │ │
│ │ └─┘ ┌─┘ ● │ │
│ └─────┘ └───────────┘ │
└─────────────────────────┘
Birçoğumuzun bildiği Homeros’un Odysseia kelime kökeni olarak ὁδός (hodós) yolda olmaktan türemiştir. Kuran-ı Kerim de anlatılan ش ر ع Şeriat/şeri bir diğer anlamı suya giden yol, yol olarak geçer. Hem Çince hem de Japonca da 道 (Dào / Tao) da yol olarak geçen anlamları mevcuttur. Buradaki yol anlamları elbette dışarıda üzerinde olduğumuz yoldan çok farklıdır ki zaten yol da özü itibariyle bu anlamı verir. İslam felsefesinde Meşşailer (Arapça المشّاؤون) “yürüyenler” demektir ve Kindi, Farabi, İbn Rüşd bu akımda etkisi olmuştur. Bu kavram da esasında περιπατητικοί (peripatetikoi,Aristotales’in ders verdiği bir gezinti yolu olarak anlatısı vardır). Türklere ait özdeyişlerinden birini de bu konuya uygun görebiliriz. ‘’Durursan düşersin devam et’’ diye uyarmışlardır. Günümüzde her şeyin satılabilir bir ürün olarak algılanması nedeniyle yol, yolda olmak, yola çıkmak, kendinden korkma, kendini sev, sen O’sun gibi kitap başlıkları ile yolun ne olduğu anlaşılabilir olmaktan uzaklaştığı gibi ruh sağaltıcıları (gerçek olanlar hariç) tarafından pazarlanabilir bir kelime olarak dönüştüğünü görebiliyorum ama bu durum yazmaya da engel değildir.
Michel Onfray kitabına başlarken yolculuk arzusunun kaynağı belli belirsizce ılık, arındırıcı sudan alan, metafizik bir oluşum içinde bulunan, tohumlanmaya dayanan ve bu yolculuğun ontolojiden beslendiğinin ifade etmiştir. Ve bu tanımlamada arındırıcı su, metafizik ve ontoloji kelimeleri yolun nasıl algılanması gerektiğini ve yolculuğun iki ayağının ve bir başın hangi kavramlara dayanması gerektiğini anlamış oluyorum.
Başlangıç olarak yolculuğu isteme hikayesi Adem’in iki oğlu ile yazarda belirginleşmiştir. Çoban ve çiftçinin metafizik, ideolojik sonra da politik ayrılığı çiftçi Kabil’in çoban Habil’i öldürmesi ile başlamıştır ve Tanrı Kabil’i lanetleyerek ve onu başıboş dolaşmaya mahkum etmiş, cezalandırmıştır. Başıboş dolaşmanın doğuşu (Genesis) ebediği seyehatin soykütüğünü de oluşturmuştur. Kefaret meşum bir gölge gibi hep varlığa yapışan bir günahın eksikliği de esasında buradan gelir. Kardeş katili çiftçi ile ben merkezci Yahudi, sabit bir ikametgahının olmamasının mahkum edilmesinin beraberinde
hata, günah ve kabahati getirdiğini hatırlatır yazara göre. Burada bir bilgi vermeyi uygun görüyorum. Hata, günah ve kabahat (isyan) esasında Chet (hata, bilmeden), Avon (Günah, bilerek) ve Pesha (İsyan Bilinçli başkaldırı) olarak Kabala’da hafif , ağır , yıkıcı şeklinde okunur. Yazarın buraya değinmek istediğini algılıyorum.

Yolculuğa övgü kitabının başlangıç olarak seçtiği dönem bizlerin zamansal olarak tahayyül sınırımızın çok ötesinde bir döneme götürüyor. Bugün bir çoklarımız şehirlerde kendi irademiz dışında bazı kimlikleri kazanıyor ve gene irademiz dışında bu kimlikler bizlere öğretiliyor. Tarih, vatan, ulus, coğrafi sınırlar ve gelenekler. Unutmamak gerekir ki bir şey hariç her şey değişkendir ve her şey o şey hariç yok olmaya mahkumdur. Etrafımızda gördüğümüz tüm insanlar yada çoğunluğu değişken olanlara tutunmanın güvenliği içinde iken bizler soru sormaktan korkmamalıyız. Dolasıyla her şeyin yitip gittiği ve ya geride kaldığı bir yolculuk ile bugün bizlere gösterilen hayatı kıyasladığımızda arada katman katman pencereler bulunmaktadır. Eskiden Anadolu’da bağlı olduğun köyden ayrılmama durumunu ifade etmek için eşeği en yakın direğe bağlamak diye bir özdeyiş vardı, fakat bugün bu direkler milyonlarca insan için vazgeçemediği şehirler ve orada türetilen hikayeler olmuştur diye düşünüyorum ve ya sınır bildiğimiz ama sınırlarını kendimizin koyduğu coğrafi yerler de diyebilirim.
Düşünür Mıchel, doğrusal gibi gözüken ama olmayan hayat tercih çizgisinin başlangıcını anlatırken bugün içinde bulunduğumuz dünyayı kitabın başında tüm gerçekliği başarılı bir şekilde ifade etme ihtiyacı duymuştur. Özellikle Paris'teki Louvre Müzesi'nde sergilenen Mona Lisa tablosu önünde insanlar öz çekim yapmaya başlamışken birilerinin tekrardan bir şeyler yazması gerektiğini düşünüyorum.
…Beden ikonlara dönüşen imgeleri depolar. Fakat hiçbir kültür onları, kitabın ve kavramın aleyhine olacak raddede, bizim kadar övmemiştir. Metin yakında yok olacak, kitaplar da, yerlerini pikselleşmiş, taranmış ikonik göstergelere bırakacaklar; tensel yoğunluğun içinde gerçek, kendisinin sanal hali lehine geriliyor, imgenin zirvesine ulaşıyoruz ve benzer durumlarda hep olduğu gibi aşırılık hakikaten bir anlama gelebilecek olan imgelerin imkanını öldürüyor. Dünyadaki yerler hüzünlü biçimde gerçeklerine benzeseler de kafeslenmiş , kısa ve özlü bir sadakatin zoruyla sınırlanmış halde birbirlerine yaklaşıp enformasyon ya da televizyon ekranlarında birleşiyor. Özene bezene düşlenmiş yolculuğun ihtimali, dünyanın kendi görüşlerine indirgenmesiyle azaldıkça azalıyor. Dünya görünen dünya değildir, zira tasarımların çekim merkezi bizi kurgular ile aldatır. Biz harita elimizde dünya olduğunu haber verir, dünyanın gerçekliğini değil. Yazar kitabın sadece bu paragrafında günümüz dünyası hakkında olumsuz bir eleştiride bulunsa da bu kısa paragraf sonrasında Onfray’in kitabında bugün ve yarın için oldukça iyimser olduğuna şahit olacaksınız. Bizleri önce kadim bir döneme götürmeyi yani gidile bilinen en arkaik durumu ifade eden çiftçi ve göçebenin hayatının metaforik ifadesini yaptıktan sonra bugün etrafımızda olan budur demek istemiştir ve buna rağmen yolculuğa başlamıştır. Çünkü o, şehirlerde her ne kadar tek düzelik artsa da, medeniyetler yükselip yıkılsa da düzenin tekrar ettiğine ve gizlenen sayısız varlıkların bizi beklediğine inananlardan biridir.
Yolculuğa Övgü kitabı boyunca benim en çok dikkatimi çeken anlatım Ben’in bulunmasına yönelik arayış ve doğa sevgisidir. Bu eser esasında yolculukta insanın kendi ile tanışmasının heyecanını ve mutluluğunu anlatıyor tabi bir tarafı ile yazarın bir romandaki kadar ayrıntılı betimlenen doğa sevgisine de tanık oluyoruz. Doğa ve kendini bulma macerası kitap boyunca bize hatırlatılırken yazarın deyimiyle panteist ve pagan bir bilgelik etrafımızı sarıyor.
..Alpler, Karpatlar, Kafkas Dağları batıdan doğuya kateden sinüs hattı. Himalayalar, denizin uçurumlarının, kasvetli dipsiz derinliklerin mavisini pekiştirir. Ortasında su sporlarının üreyip çoğaldığı Pasifik Okyanusu’nda lekeler, Filipin, Melanezya ve Polinezya takımadaları, denizler boyunca uzanan dağ yükseltileri...O halde ilk başta bir şark pazarının rayihasını, bir Tibet tapınağındaki günlüğün, safranın ya da sandal ağacının kokusunu kabullenmekle, bir sahra kumulunun yücelerinde batan güneşin turuncaya, maviye, menekşeye çalan renklerini istemek, bir Afrika çölünün kurak, sert, kurutucu sıcaklığını teveccühle misafir etmek, tropiklerde nadir kuşların ötüşlerinin, şamatacı maymunların bağırışlarını, cırcır böceklerinin çığlıklarını duymak, Akdeniz şehirlerinde dar sokaklarım gölgelerini, caddelerin tazeliğini, pasajların karanlığını tatmak, çağdaş bir kentte kaybolmuş bir ortaçağ çeşmesinin buz gibi suyunu içmek…

Kitabı okurken yolculuğun nasıl olması gerektiği hakkında bilgi alıyorsunuz fakat bu bilgi alımında bu zamandasınızdır. Yani buradasınızdır. Havalimanında bekleme salonunda, pasifikte bir geminin güvertesinde ve ya bir şehir merkezinde ama çizginin görünen kısmındasınızdır. Bunlar size anlatılırken o bunu yeterli görmediği için gerçek bir yolculuğun seyahatten fazlası olduğunu yazı boyunca her aşamada okuyuculara göstermek istemiştir. Bilgiyi verirken buradaki tüm mekanı tasvir etmiştir ancak kendi gördüğü diğer kapıları da açık bırakmıştır okuyuculara. Açıkçası kitabı okurken anlamak için sadece fiziksel bir seyahat yapamazsınız yanınıza ruhunuzu da almanız gerekir ve görme ancak bu şekilde başlayabilir demek istemektedir. Onfray, genel manada az da olsa çileyi kabul etmekle birlikte onu kutsallaştırmaktan kaçınmayı tercih eden ama Kelt masallarındaki sisli bir ova, deniz, orman, gece yarısı, sınırların geçişi, yüzleşme, eşiğin tekrar geçilmesi yani Joseph Campbell’in Kahramanın Sonsuz Yolculuğu'nda gibi mücadele eden bir kişiliği de okumuş olursunuz.
Michel Onfray yolculuğa olan övgüsünü yaklaşık 20 sene önce yazdı. Dolayısıyla kendisi hala yolculukta mı dönüyor mu yoksa bir köşeye çekilip dua hayatı mı yaşıyor; belki de dolambaçlı yolların kandırmacasına mı uğradı bilemiyorum. Şu an altmış yedi yaşında olan yazarımız tahminen olgunluk dönemi olan kırk sekiz yaşında bu kitabı ele almıştır ve o günden geldiğimiz zamanda çevre ve merkez ilişkisi oldukça değişti. Ve bugün Fransa’da ve diğer ülkelerdeki değişimler dikkate alındığında hala şehirler hakkında iyimser mi diğer yazılarına da bakmam gerekiyor belki de bu yazıyı kendisine yollamayı deneyebilirim.
Bu yazıyı Onfray’in sözleri ile bitirelim sonra aşağıya bir not bırakarak kendi yolumu da sizinle paylaşmış olmak istiyorum.
''Yolculuğun sonuna gelindiğinde, genişlemiş bir beden, varoluşsal yalnızlık, başkalık metafiziğinin oluşması gibi tecrübelerin şiddetli zehirlerini tecrübe etmiş birinin bedenini yolculuk tutkusu terk etmez. Benlik arayışı son nefese kadar devam eder''.
İnsanlar! Rabbinizden size bir öğüt, bir şifa, inananlara doğru yolu gösteren bir rehber ve rahmet (olan Kur’ân) gelmiştir. Yunus Süresi 10:57



Tesekkürler