top of page

Eskinin Yenisi, Yeninin Eskisi, Neresi Bunun Merkezi...

  • Yazarın fotoğrafı: A.
    A.
  • 26 Ara 2025
  • 8 dakikada okunur

Güncelleme tarihi: 22 Oca

Selam. Yeni bir yıl yaklaşırken bu yazımı içinde bulunduğum zamanda şahit olduklarım ve yeni dünya beklentisinde olanlar ve kendim için yazıyorum. Bu yazıda hem kaygı duyduklarımı hem de kaygılanmamızı gerekenler üzerinde duracağım. Korku ile ümit arasında bir dengede durmaya çalışırken her ikisi de olmasaydı özel bir hedefimiz olur muydu bunu düşünüyorum. Mekanın içindeki yapıların değişime uğrayacağı, etik, ahlak ve genel itibariyle tüm normların da önümüzdeki yıllarda değişeceğini kabul etmekle birlikte esasında insanın eğilimlerinin genel olarak aynı kaldığını kendi yazımla değil aramızda olmayanların bize anlattıkları üzerinden sizlere göstermek istiyorum. Fakat öncelikle zaman algımızın nasıl değiştiğini ve bugün nasıl algılandığına bakmak gerekiyor.


Yeni dünyayı ve yeni bir yılı beklerken acaba biz eskisini ne zaman bitirdik sanırım kimse bunu tam olarak bilmiyor. Yahudi bilginlerin bir kısmı dünya ömrünün 7000 yıl olduğuna inanıyorlardı. Kuran’da geçen bize sayılı günler kadar ceza ilkesi de oradan geliyor. Yani yedi gün bilinen dünyada ceza (ateş dokunmayacak *1000) çekeceğiz diye inanıyorlar. Bir kısmı ise Adem (a.s.) zamanından Hz Muhammed’in (s.a.v) Mekke’den hicretine kadar 4040 yıl ve üç ay geçmiş demiştir. Nasraniler ise Adem (a.s.) zamanından Hz Muhammed’in doğmasına kadar 5172 yıl geçtiğini belirtmişlerdir. Dolayısıyla bu tarihleri dikkate alarak üstüne siz de ekleyebilirsiniz. Şu an İbrani takvimine göre 5786 yılındayız, Hicreti dikkate alan takvim de ise 1447 yılındayız, aynı zamanda Recep yani haram aydayız, kullandığımız ortak takvimde 2025 yılındayız ve bir kaç gün sonra yeni olarak bildiğimiz 2026 yılına gireceğiz. Müslümanlar, günlük ibadetlerini güneşin hareketine, yıllık ibadetlerini ise Ay’ın hareketleri ile hesaplarlar. Allah kitabında “Ay ve güneş Allah’ın iki ayetidir” der. Mekan ve zaman olarak farklı bir bölgede de bulunan Çin Halk Cumhuriyeti ise 2026 turunu Ateş Altı yıl olarak (hareket, hız, özgürlük) olarak görüyor ve aynı zamanda Çin Halk Cumhuriyeti 2029 yılında kuruluşunun 80.yıl dönümünü kutlayacak. Ayrıca belirtmekte fayda var biz insanlar ile melekler ve cinler aynı zaman boyutunda yaşamıyoruz.


Bizlerden önce yaşanılan bir dönem de 1500'li yılların sonlarına doğru Gregoryen takvime geçildi. (Türkiye: 1926) Ancak ortak bir yapının oluşması ulus olarak bilinin devletlerin kurulmasına kadar sürdü. Dünya genelinde güneş esaslı miladi bir takvimin uygulanması için kabaca üç yüzyıl daha geçmesi gerekti. 19.yüzyıl sonrası artan zorunlu genel eğitim ve ilkokul ile birlikte kurulan tüm eğitim sistemi sonrasında beklentilerimizi farkında olmadan güneş esaslı takvim kullanır gibi algılamaya başladık. Bu sürece giden yolda önce sanayi devrimi sonrasında ise kırsal bölgeden kentlere gelen göç hareketi ile birlikte çalışma saatlerinin genelleştirilmesi ile zaman kavramı titizlikle hayatımıza işlenmeye başlandı. Ve bugün ölçü olarak saat, gün, ay ve yıl olarak şartlandırılıyoruz. Bir zamanlar güneşin doğuşundan önce hayata başlamak ve güneşim batımı ile günün son sürecini kutsayan insanlardan dakikalara geçtik. Bugün saat olarak bilinen hour, ora, heura Ortaçağ Avrupa'sında Latince ‘’Hora’dan türemiştir ve bu kelime aslında dua ( dua vakti) ile eş anlamlı olarak kullanılıyordu. O zaman için saatlerin her biri on ’ar dakikalık dört çeyreğe, her dakika da 40 saniyeye bölünüyordu. Mekanı olabildiğince inşa ederken zamanın kutsanmasının unutulduğu dönemlerden geçiyoruz gibi.. Evet buraya kadar okuduysak devam edelim.


Okul mezuniyeti, iş performansı, borçlanma hedefleri hatta evlilik beklentileri, hepsi yıllık bir süreci ifade eder bizim için. Bir yıl geçmeden üniversitede bölüm atlayamazsınız o senenin tamamı isteseniz de istemeseniz de doldurmanız ya da beklemeniz gerekmektedir. Performansınızı yılın ilk altı ayında tamamlasınız da kalan altı ayı beklemek zorundasınızdır. Yani siz kendi kendinize ben yeni yıl performansına geçtim diyemezsiniz. Yaşlanmak mı istiyorsunuz bir yıl daha beklemek zorundasınızdır. İlginç bir şekilde kimse yaşından önce yaşlanamıyor bu dünyada. Esasında her şey ilkokula gittiğimizde başlar 4 + 4 + 4 diye şartlandırılırsınız. Bu yıl algısı hayatımıza o kadar işlenmiştir ki ilerleyen yaşlarda beklentilerimizi ifade ederken seneye gibi bir kelimeyi sıkça kullanırız.


İstemediğimiz bir sonuç ile karşılaştığımızda bu sene nasip olmadı, bu yıl olmayacak gibi, seneye inşallah, bakalım şu yıl bir bitsin gibi kelimeleri çok sık duyarız ve kullanırız. Siyasetçilerin reformları, ücretlerin yenilenmesi, kamu atamaları, harçların yenilenmesi hemen hemen her şey yıllık bir beklentide geçer. Gerek ferdi gerekse toplumsal olarak gittikçe artan yeni yıl ısrarı içinde yaşıyoruz yaşatılıyoruz.


Sene  Arapça سَنَة (sanah / sana) Anlamı: yıl, zaman döngüsü, bir yılın tamamı olarak bu kelime Arapçada sadece takvimsel bir “yıl” değildir; İbranice שָׁנָה (shanah) yıl olmakla birlikte aynı kökten שנה (sh-n-h)  tekrar etmek, değiştirmek anlamında kullanılır. Birçok eski medeniyetlerin dillerine bakıldığında da yeni bir yılı bir tam tur atmak gibi algıladıklarını görebilirsiniz. Doğrusal ok gibi fırlamıyoruz demek istiyorum.


Yapılan araştırmalara göre Hopi dili (Kuzey Amerika Aztek) ve Piraha dilinde (Amazon havzasında az bir grup) algılanan zaman geçmiş, şimdi ve gelecek olarak kelimelere kodlanmıyordu. Araştırır isek bazı eski medeniyetler de benzer yapıları görebiliriz. Ayrıca okuduğum kadarıyla Marc Bloch, Feodal Toplum (La Société Féodale) kitabında Orta Çağ insanın, geleceği planlamayan, yani gelecek zamanı merkeze alan soyut bir zaman algısından uzak bir toplum olduğu yazmıştır. Burada bizim toplumumuzun da o dönem için pek farklı olduğunu düşünmüyorum. En azında babaannem dutlar değerken doğum yaptığını ifade ediyordu. Sanırım temmuz ağustos gibi bir döneme denk geliyor. Celaleddin Rumi ise '' Dün dünde kaldı cancağızım, bugün yeni şeyler söylemek lazım demiştir''. Yani bir yıl beklemeye gerek görmemiştir.


Zamandan kaçmaya çalışan insanlar.
Zamandan kaçmaya çalışan insanlar.

Bu konuyu biraz anlaşılır biçimde özetlemek istersek içinde bulunduğumuz toplum 1700’lerden sonra yavaş yavaş 2025 oldu az biraz zaman sonra 2026 olacak. Soy adının olmaması gibi bir dünyaydı günümüzden 150 sene öncesine kadar. Bugün etrafımızda görebildiğimiz her şeyin kayıt ediliyor, sınıflandırılıyor ve adlandırılıyor olması bir çoğumuzu yanıltabiliyor. Eskiye dair ne anlatılıyorsa bugünkü algımız ile hemen kabul ediyoruz. Gerçekte ise hikaye ve yaşanan şey anlatıcı ve anlattığı dönemde yaşadıklarını etkileyen esasen birbirine bağlı iki çekimden ibaret. Bugün elimizdeki verilere bakıp ne oluyor nasıl oldu diye sorarsak bunca kayıtlara rağmen sanırım ortak noktada buluşamayız fakat ilginçtir tüm dünyada yerleşik tüm vatandaşlar tarafından 7-15 yaş arası çocuklara anlatılan hayali tarihler gerçek kabul ediliyor. Özetle günümüz dünyasının birçok bilgisini 1700’li yıllardan sonra yazdık. Çok değil dört tane anneanneanneanne yan yana geldiğinde ortalama o döneme kadar gidebiliyoruz. Aslında kimse tam olarak hangi yılda olduğumuzu hala bilmiyor? Belki de dünya sizin, benim yaşım, saatim kadardır. Ve dönüyoruz uzayın boşluğunda bir yerde ve de karşılıklı ve hep birlikte. Bu yeni gelen 2026 zannettiğimiz belki de eskinin başlangıcına çok yakındır onu da bilmiyoruz. Bu zaman çemberinin başı ve sonu ve orta noktası nerede bilen azdır belki de bizimledir. Kim bilir geçmişin geleceğine gidip gitmediğimizi. Tam olarak emin olduğumuz tek bir şey var, öncesinde anlatılan hiçbir şey konusunda emin olmadığımızdır.


Evet yeni gibi sunulan dünya yaklaşırken hep birlikte adaletli bir yaşam istiyoruz; müreffeh bir toplum görmek istiyoruz ya da diğer manada daha uygar. 2025 yılında etrafımıza baktığımızda ekonomik ve sosyal bir kırılmanın devamını yaşadık ve yaşıyoruz da. Enflasyon artarken her zaman olduğu gibi servet transferi adil olmadı ve aynı zamanda para kontrollü bir şekilde kayıt dışı kasalara gitmeye devam etti. Elbette eğlence ve zevk anlayışı da. Makinalaşma ve sanal gerçeklik artarken ortalama zeka seviyesi her geçen gün düşüyor. Ve bu ortamda ferdi beklentilerimizin yanı sıra gördüğümüz tanık olduğumuz toplumun da değişmesinden yana beklentilerimiz oldukça yoğun. Belki de hayal kırıklığımız dünün tam olarak bilinmemesinden ve yeterince anlaşılmamasından geliyor. Şimdi yeni bir dünya ve yeni bir yıl beklerken geçmişe bir göz atalım acaba dünün dünyasında uygarlık kimlere dokunmuş ve neler yaşanmış. Dün bugünden farklı mıdır bir de siz de bakın.


Şair Enver;

Öyle bir zamandayız ki ayaklar baş olmuştur

Kahpeler yüce ve cömert olanlara reis olmuştur

Alçakların kapısında hüzünlü şaşkın hür köleler varken

İyilerse kurnazların elinde esir ve çaresiz kalmıştır


Yunanlı Hesiodos’un iki kavga şiiri,

İki türlü kavga vardır bu dünyada, biri övülmeye değer, öteki yerilmeye

Özden apayrıdır bu iki kavga, insanı kanlı savaşa götürür birisi,

Kötüsü hiçbir ölümlü sevmez onu, zorla girer bu kör dövüşe,

Yargıçlara bol bol rüşvet yedirerek, O yargıçlar ki hak yemeye can atarlar.

O kafasızlar bilmezler ki, yarım daha büyük olabilir bütünden,

Bir tutam ebegümecinde, bir çirişotunun yaprağında

Bilmezler ne hazineler saklı olduğunu,

Kutadgu Bilig Ögdülmüş (Uyandırılmış) 

Kalkayım, gideyim, dünyayı gezeyim

İnsan bulunmaz oldu, nerede arayayım

Nasıl bozuldu halk, neden adetlerini bıraktı

Nasıl bir zamana düştüm ya da nerede durayım

Bütün iyiler gitti, töreyi de götürdüler

İnsan artığı kaldı, ne iyilik bulayım

Floransa’lı Vespasiano da Bisticci,

Artık kimse doğruyu söylemiyor,

her şey kandırmaca, yalan, kurnazlık, hırsızlık, sapkınlık,

hainlik ne Tanrı korkusu kalmış ne de dünya için kaygı.

Ah, sefil Hristiyanlar, hayvandan betersiniz,

hangi yöne gidiyorsunuz?

Diogenis Laertios’un Pythagoras’a ithafen bir öğretisi)

Bazı insanlar esir huyludur ve Büyük Oyun’da

ödül içim çarpışan adamlar gibi doğuştan zafer avcısıdırlar.

Diğerleri oyuna iş yapmak amacıyla gelenler gibi

hırslı ve açgözlüdürler.

Daha başkalarıysa izleyicidir.


Sir William Schwenck Gilbert

Geçen akşam, tasadan azade,

Uyudum- Bil bakalım rüyamda ne gördüm?

Gördüm, bir şekilde geldiğimi

Dolaşmak üzere altüst diyarına!

Ahlaksızlığın erdem, erdemin ahlaksızlık olduğu yere

İyinin kötü kötünün iyi olduğu yere

Beyazın siyah ve siyahın beyaz olduğu yere


Charles Dickens’ın İki Şehrin Hikayesi romanı başlangıcı,

Zamanların hem en iyisi hem de en kötüsüydü; bilgeliğin ve

Aptallığın çağıydı. Hem inanç hem de kuşku devriydi. Işığın

Da asrıydı karanlığın da. Hem baharıydı, hem umutsuzluk kışı.

Her şeye sahiptik, hiç bir şeyimiz yoktu


Necip Fazıl Kısakürek, Muhasebe

Dışımda bir dünya var, zıpzıp gibi küçülen,

İçimde homurtular, inanma diye gülen...

İnanmıyorum, bana öğretilen tarihe!

Sebep ne, mezardansa bu hayatı tercihe?

Üç katlı ahşap evin her katı ayrı âlem!

Üst kat: Elinde tesbih, ağlıyor babaannem,

Orta kat: (Mavs) oynayan annem ve âşıkları,

Alt kat: Kızkardeşimin (Tamtam) da çığlıkları.


Çok sayıda eskinin az sayıda uygar insanları ve yakın dönemin insanları tarihin her döneminde kent ve saray ya da kent ve krallık ilişkisi içinde düşünmeyi tercih ederek eziyet görmüş bu insanlar birbirlerinden farklı dönemlerde ve farklı coğrafyalarda duygularını düz yazı veya şiir aracılığı ile dile getirmişlerdir. Herkes elmayı seçerken bu insanlar biberden ağzım yansın diyenlerdir. Bu kişilerin bir çoğuna baktığımızda yaşadıkları dönemleri incelerseniz herkesçe kabul edilen Rönesans, Victory Dönemi ve İslam Altın Çağına denk geldiği ve ya bildiğimiz bireysel durumları hakkında böylesine yazı yazmalarını gerektirecek bir durumun olmaması gerektiği ancak aynı dönemlerin içinde övgü dolu anlatımların neden bu insanlara uğramadığını iyice düşünmek gerekiyor. Acı çekmekten mi hoşlanıyorlardı yoksa gördükleri başka bir durum mu vardı diye sorabilirsiniz. Hayat kendi zaman çemberimizde oyuna nereden baktığımıza bağlı bir mekan gibi duruyor . Neyi görmek isterseniz onu gördüğünüz ve onu yaşadığınız katman katman bir dünya ya da sizi bir odaya kapatmışlar gibi başkalarının dünyasını kendi dünyanız gibi izleyip gelip geçtiğiniz bir dünya. Esasında çoğunlukla da başkalarının dünyasını izlemek ister hatta onu tekrar tekrar satın alır bu konforlu alan gibi gözükür.


Okullarda anlatılan ve akademik düzeyde yazılan/yazdırılan Tarihler merkezlerde yazılmıştır. Ve merkezlerde mutlaka farklı çevrelerce kabul edilen ve güçlü olduğuna inanılan bir siyaset/parti/kabile/aile/birey bulunur ve bulunmak da zorundadır. Tarihi faydalanmamız gereken her zaman eleştiriye açık bir veri olarak görmek gerekiyor. Fakat bunun dışına çıktığınızda yani aklınızı sizlere övülmesi için sürekli ezberletilen insanlara ve onların devamı gibi gözüken gruplara/kişilere kiraya verirseniz gerçekliklerinizle oynarlar demek istiyorum. Eğer umudunuz ve korkularınız siyaset penceresinden ise onlar sizi bugün birine düşman eder yarın bir başkasına, başka bir gün sizi dost eyler bir bakarsınız gene düşman olmuşsunuz. Oradakilerin hepsi ayrı gibi gözükse de gittikleri yer aynıdır aynı yere hizmet ederler. Orası onların kendilerinin de farkında olmadıkları bir kara delik gibidir. Gerçekten özgür olmayan ve özgürlüğün ne olduğunu bilmeyen bir grubun her defasında sizlere öz gür lük getireceği iddiasında bulunduğu bir alandır. Çinli bir bilgenin deyişiyle sıradan insanların kahramanı olmak isteyen bir adamın mutlaka imparator olduğu yerlerin alanıdır oralar. Bir bakıma da üçgenin aşağıya bakan yönüdür diyebiliriz. Biz değişirsek dünyamız değişecektir ne oradakiler ne de buradakiler değişmeyecektir. Dünya size doğru değişecektir. Bize umut adı altından haber getiren ekran bildirimleri gibi sürekli her yerden çıkan işitsel ve yazılı bilgilere zamanımızı kaptırmamamız gerekebiliyor.


Yeni bir yıl beklemek yerine belki de yeni bir gün, yeni bir an beklemeliyiz. Geleceği her an yanımızda gibi olduğunu algılayabilirsek ve tüm geçmişi de istediğimiz zaman kullanmak üzere taşıdığımız tek bir güne sığdırabilirsek belki farklı bir zaman ortaya çıkacak demek istiyorum. Evet 2026 hepimize güzellikler getirecek.



Dişi Örümcek, Ankebut 29:64, Şu dünya hayatı bir eğlence ve bir oyundan (kurallarına göre oynanan senaryo) başka bir şey değildir! Sonsuz gelecek yurda gelince; işte asıl bilinçlilik, yaşam yurdu odur. Kavrayabilselerdi! Demir, Hadid 57:20, İyi bilin ki dünya hayatı sadece bir oyundur, bir eğlencedir, bir süstür; aranızda bir büyüklenme ve mallarda ve evlatta çoğalma yarışıdır!


Yorumlar


bottom of page