top of page

Gerçek İnsan Kimdir Sorusu İçinde Hakkı Tavsiye Etmek

  • Yazarın fotoğrafı: A.
    A.
  • 9 Oca
  • 10 dakikada okunur

Güncelleme tarihi: 25 Oca


Bir arkadaşımın gerçek insanlar hakkındaki paylaşımını okumam üzerine bugün bu konuda ben ne görüyorum ve gerçek insanlar denildiğinde ne anlıyorum bunu yazmak istedim. Konuyu ele alırken etrafımızda anlatılanları bugün ve geçmiş olarak ele almak zorunda kaldım dolayısıyla siz bu yazıyı okurken sizden biraz karşılaştırma yapmanızı da istemiş olacağım. Çünkü geçmiş denildiğinde bize hikayesi anlatılan tarihsel metinler olduğu gibi sizin varlığınız doğrultusunda baktığımızda bugünden hatta bu yazıyı okumanız itibariyle şu an dan itibaren sizin de ayrı bir geçmişiniz oluşuyor. Bir geçmiş var ve bir de sizin geçmekte olduğunuz zaman var bir bakıma bir arada gibi gözüken bu yaşantıya dikkat etmemiz gerekiyor. Ve bizler bir tarafı nitelendirdiğimizde bunun bir de nitelendirmediğimiz ama var olduğunu kabul ettiğimiz diğer bir grubu/parçamızı da kabul etmiş oluyoruz. Dolasıyla bu durum bir bütün içinde yaşayan farklılıkların neden ayrıştığını da açıklıyor.


Bu arada konuyu giriş yapmadan önce bu sayfada söylemeliyim, arkadaşımın kendisi ile arkadaşız fakat henüz bir araya gelemediğimiz bir paylaşıma benziyor bizim durumumuz. Ayrıca fiziksel olarak bir araya neden gelemediğimizi de henüz anlamış değilim. Çok fazla eşzamanlı ve yakın zamanlı düşüncelerimiz olsa da hatta benzer kitapları okusak da kendisinin bundan haberi olmuyor çünkü ben dışarı kapalı bir şekilde yazılar yazmayı tercih etmiş iken onun paylaşımlarını okuyabiliyorum, belki bir gün bu yazıyı bulur ya da ben sabredemem ve haber veririm sonrasında yüz yüze de konuşabilirz.


Bulunduğu ortamı terk etmek isteyen ama terk edemediği için öfkesinden kendini salan bir aslan ;))
Bulunduğu ortamı terk etmek isteyen ama terk edemediği için öfkesinden kendini salan bir aslan ;))

Bugün onun gerçek insanlar hatırlatması ile uzun zaman önce yaşadığım büyük bir kriz sonrası gerçek insanlar kim diye sormaya başladığım anımı hatırladım. Dürüst olmak gerekirse hala soruyorum. Biliyorsunuz hayatımızın bazı döngülerinde etrafımızda gördüğümüz insanlar hakkında sorular sorma ihtiyacı duyarız ki bunu sormamak büyük bir yanılgıdır diye düşünüyorum. Bir çok disiplinin başlangıcı da bu soruya gitmektedir. Dolayısıyla sorunun ortaya çıkması için de en önemli sonuç karşılaşmadır. Zaman sonsuzluk karşısında bir anlam ifade etmez iken insan bir başka insan ölçüsünde bir anlam kazanabiliyor. Dolayısıyla daha geniş ölçekte toplumlar da bu doğrultuda ele alınmak zorunda kalınıyor. Ve bu kendimizi bir başkası ile konumlandırma ve yorumlama arayışında birikip gelen gerçek bir kriz anı var ki bu soruyu en şiddetli hali ile bizlere sorduruyor. Bu anımı sizinle paylaşıp konuya ilişkin düşüncelerime geçeceğim.

 

Evimizin yakınında dışarıda yaşayan miskin ya da düşkün ama akıl sağlığının yerinde olmadığına görenlerce emin olduğumuz bir insan yaşıyordu. Mutlaka çevrenizde vardır eğer bakıyorsanız onları tanırsınız diye kabul ediyorum. Bu arkadaş görebildiğim kadarıyla neredeyse beş yıl boyunca aynı marketin önünde yerde yatıyordu. Yani yaşam alanı onun için her yer olabilir iken marketin önündeki duvar onun özel alanı gibi olmuştu geçen zaman içinde. Gün içinde insanlar evlerine ve ya kafelere gidip gelirlerken o duvar dibinde üzeri bir kaç tane yorganla örtülmüş ancak ayak kısmı genelde dışarıda kalan bir görüntü bırakıyordu bizlere. Kalan zamanlarda ise ayakta dikiliyordu; ve bu ayakta dikilme sırasında hareketsiz gibi gözüküyordu bizler için çünkü bizler çok hareketliydik ona göre. Ve bu gözlemci olduğu zamanlarda elinde sigarasını içerken çevresine bakarak sürekli gülümsiyordu. Sokaklarda yatan bizmiyiz yoksa sen misin diye kafa karışıklığına sebep olacak türden bir gülümseme idi bu. Yaşadığım bazı süreçler sonrasında bir gün yolum onun bölgesi ile tekrar kesişti. O etrafı izlerken ben de artı bir gözlemci olarak, ona ve gördüklerine bakmak istedim. Yani aramızdan akıp giden insanlar varken önde o, arkasında da ben, onu da kapsayacak şekilde caddeye dönüktüm. O gün bazı sınırların ne kadar da hassas olduğuna şahit oldum. Etrafımızdan telaşlı insanlar geçerken az kalsın ben de gülümsüyordum. Sonra bu gülümsemeyi daha doğru bir şekilde ama gülümsemekten de vazgeçmeyecek şekilde ertelemek zorunda kaldım. Ve kim gerçek sorusu ortaya çıktı çünkü ben gerçekliğin değişebildiğini kabul etmek zorunda kaldım. Ve devam ettim. Bugün de sormuyor değilim. Yarın da sormaya birlikte devam edeceğiz. Ve hep sormak zorundayız. Çünkü bu gerçek insan her defasında yeni bir gerçekliğe giderken bir öncesini de kapsıyor ve onu genişletiyor. Esasında bizlerin amacı gerçeklerin basamaklarından çıkarak hakikate ulaşmaktır. Arkadaşımın yazısı işte tüm bu süreci hatırlamama neden oldu. Şimdi ben gerçek insan arayışımda ne buldum biraz da bugünden bakmak istiyorum.


Yürüyüş esnasında karşılaştığım bir ağaç
Yürüyüş esnasında karşılaştığım bir ağaç

Günümüz dünyasında ortak olarak algılanan mekan ve zamanlarda bizlerden önce oluşturulmuş yapıların bizlere aktardığı aralıksız haber içerikleri vardır. En yalın hali ile 1950’li yıllar sonrası hava durumu tüm bu yapının kurulmasında ilklerdendir. Genel itibariyle en basit kabul ettirilen tahmin ertesi günün hava durumu olur. Sonrasında bölgemizde ve dünyamızdaki gelişmelerden sürekli haberdar ediliriz. Biraz tarih biraz siyaset genel ortalama bu şekilde aynı döngüde gider. Bu temel yapının kurulmasına bir örnek daha vermek gerekirse farklı şehirlerde ilkokula başlayan öğrenciler aynı zaman ve mekanda aynı şeyleri öğrenir. Ve bu bilginin gelmesi ile aynı anda milyonlarca insan ile birlikte aynı kadersel döngüde yaşadığımıza inandırılırız; kahramanlar, anlatılar, hikayeler ve mucizeler aynıdır. Bugün bağlı olduğumuz tüm sosyal medyadan uzaklaşsak bile etrafımızdaki bildirimleri kapatmak zordur. Nereye gidersek gidelim bir şeylere tanıklık etmek zorunda kalırız ve bu artan oranda bize baskın gelmektedir. Fakat insan, bu kadersel anlamda ortak gibi gözüken mekanın içinde çok daha karmaşık bir yapı içinde yaşamaktadır. Ve bu yapı iç içe geçmiş ve milyarlarca olasılık durumunun her an değişebileceği bir durumu gizlese de kimse bunları görmek istemez. Dolaysıyla karşılaştıklarımız bizlere de bağlıdır.

 

Bugün bizler çoğunluk olarak şehirlerde yaşıyoruz ve burada içinde büyürken farkında olmadan kazandığımız kimliklere tutunmak zorunda kalıyoruz. Belirli bir süre kendi güvenli alanımızı oluşturmak adına çalıştığımız gibi para ile tüketile bilinen isteklerin gerçekleşmesi için de adına kariyer/başarı denilen bir süreçten geçiyoruz. Avantajlı aile/gruplardan olsanız dahil güvenli bölge kurma ihtiyacınız olmasa dahi kariyer ya da diğer adıyla başkaları tarafından kabul edilme arzusunu gerçekleştirmek için uzun yıllar zaman harcıyoruz. Dolayısıyla mesleki ve sosyal hayatımız boyunca biriktirdiğimiz bu kimliklerin dışında ne var diye sorduğumuzda o gerçek insan arayışı başlamaktadır. Buradaki temel gerçeklik sorgusu esasında kimine göre sermaye ile kimine göre aklın ve kültürün ölçülebilir bir değeri ile ve ya her iki yönden ifade edilen bir yorumla temelinde dünyevi bir hayata dayanan sorgulamadır. Bu gerçek insan sorusunu yetişkinliğe geçtiğimizden beri aldığımız kısa süreli kararlarda farkında olmadan da sıkça yapıyoruz. Herhangi bir gezide, yolculukta ve ya sanat etkinliğinde hayat algımızı paylaşabileceğimiz bir denkliğe uygun birini bulduğumuzda güzel bir sohbet bizi bu gerçeklik anlayışında tatmin ettiği gibi olduğumuz yerin dışında kalanlar o an için ötekiler olabiliyor. Evet bu bizleri ayıran ve ya geçici olarak diğerlerine sınır koyan güzel bir deneyimdir ve buna sıkça ihtiyaç duyuyorum(z) en azından ben duyanlardanım. Anlık olarak bir araya geldiğimiz ve ya seçerek buluştuğumuz bu insanlar ile konuşmaya başladığımızda etrafımızı iletişim kurduğumuz kelimelerin çıkardığı sesler ile diğerlerine kapatırız. Özellikle de düşünen, sorgulayan, araştıran insan sayısının giderek azaldığı bir dünyada buna ihtiyaç duyarız. Diğer gerçek insan sorusu ise özellike de benim burada üstünde durmak istediğim bu soru tüm bu açık ve gizli arzuların dışında temeli bildiğimiz dünyaya bağlı olmayan bir sorguyu ifade etmektedir. Zaten sınırı geçmek isteği ve ya ayrılma hali de burada ortaya çıkmaktadır. Ve bu sorgu diğer anlamda arayış diyebilirim çok daha derin bir kavrama isabet etmektedir. Bu içinde bulunulan hal, anlık yol kenarında ve bir şehrin merkezinde durup kalabalıklara bakarak hayatı sorgulamak değil geçmişten bir bilgi dahilinde gelen sertliğin ve merhametin bir anda doğru zamanda tüm güvenli olduğuna inandığınız duvarı yıkmasına benzetiyorum. Dolasıyla duvar bir kere yıkıldığında sizin bunu tekrar inşa edip etmediğinizin bir önemi kalmamaktadır. O duvarı bir başkası değil siz yıkmışsınızdır ve etrafınızda ne olduğunu artık görüyorsunuzdur, isteseniz de istemeseniz de. Ve bu süreç bizleri kiminle karşılaştığımızı ve neden karşılaştığımızı sorgulatan bir süreci başlatmıştır. Burada önemli gördüğüm konu bazı karşılaşmların farklı anlamlar da içeriyor olabiliyor olmasıdır. Gerçek insanları aramakla birlikte diğer gerçekliklerin de peşinde olmamızdan bahsediyorum. Ferdi yolculuklar da karşılaştığımız insanlar bazen bizlerin kusurlarının hatırlanması şeklinde bize bir farkındalık yaşatabilir. Bazen ise rahatlık ve esenlik veren mümin müminin (insan insanın) aynasıdır şeklinde de bir karşılaşma gerçekleşebilir. Bu süreçler kişinin özünü hatırlama ve ya kendini düzeltme ihtiyacı ortaya çıkmasına neden olabileceği gibi kendimizi bulmamıza da aracılık edebilir. Ve bu gibi döngüler de karşılaştığımız insanın bizi hayra mı şerre mi yani iyiliğe mi kötülüğe mi davet edip etmediğine

dikkat etmemiz gerekir. Esasında ortalama durumda en önemlisi de budur. Konuştuğumuz ve paylaşım yaptığımız kişinin bizi neye davet ettiği çok önemlidir. Şimdi bu gerçek insan meselesine biraz ara verip geçmişten bugüne gelmek istiyorum. Çünkü bizim bireyleri ve bireylerin bir araya getirdiği toplumu algılamamızda ne gibi değişmeler olduğuna bir bakmak istiyorum.

 

Önceki yazılarımda çokça değindiğim ancak gene kısaca değinmek istediğim bir konu var: Eski olarak bildiğimiz insanlar ve yenileri. Biliyorsunuz modern toplumun bir süreç olarak 18.yüzyıl itibariyle oluştuğuna inandırılıyoruz. Akademik seviyede tarih yazımı ise 19.yüzyıl ile birlikte kuruldu. Bu süreç aynı zamanda ulusal devletlerin sınırlarının oluşturulması ile de eş zamanlı bir döneme isabet etmektedir. Hemen hemen her yerde ulus denilen devletlerin benzer kahramanları ve eğitim sistemi aynı şeyleri anlatır. Her yer mi diye sormayın bugün Finlandiya’ya da gitseniz orada bir kahraman vardır (Emil Mannerheim) çocuklara anlatılan. Atina’ya giderseniz orada da dershane bulabilirsiniz yks, lgs gibi hazırlık sınıfları olan sanırım ne demek istediğim anlaşılmıştır. Genel sistemin dışında tarih yazımı sürecinde oluşturulan akademi ise ısrarla insanı mağaradan başlatır. Sosyal medyada kadim topluluklar hakkında araştırma yaptığınızda benzer görseller görürsünüz.






Aslında benim şu an ilgilendiğim ulus devletlerin yapısı değil ya da kimin ne giydiği değil bizlere anlatılan tarihin ne olduğudur. Hem tarih yazıcıları hem de arkeologlar bu konuda uzun yıllar ısrarcı davrandılar ve çalışmalarına da konuya hep bu yönden baktılar. Gene aynı doğrultuda son üç yüz yıldır aydınlanma çağının başladığı konusunda ısrar edildi. Elbette farklı düşünen akademisyen ve ya araştırmacılar olsa da genel kabul gören yani baskın görüş hep bu doğrultuda oldu. Yapılan çalışmalara baktığınız da eskinin insanlarının yaşantılarını mağaralarda başlatırlar, biraz vücutları bizim alışık olduğumuzun dışında kıllıdır, ayrıca kaba bir görüntü sunarlar bizlere. Kafalar biraz yamuk gibidir. Omuzlar biçimsizdir. Hiçbir laftan anlamayan insanlar gibidirler. Genellikle ölüm oranları da hızlıdır yani ortalama yaşam süreleri çok kısadır. Sürekli ölmemek üzere çabalayan ve avlanan insanlar tasvir edilir. Ayrıca bu eski hiçbir şeyden anlamayan insanlar birbirlerinden de bir şey anlamaz ateş başında öyle akşama kadar oturur gibidirler. Akşam olunca da tekrar mağara hayatlarına geri dönerler hayali dinazorlar onları yemesin diye! Kırmızı aşı boyası ile gördükleri hayvanları mağara duvarlarına çizerlerken bize bir şey anlatmaya çalışırlar. Ve bu insanlardan 16.yüzyıla geliyoruz ve biz daha akıllı ve aydınlanan insanlara geçtiğimize inandırılıyoruz.


Gerçekte ise istatistik bilimi 18.yüzyılın sonlarına doğru başladı. İlk planlı nüfus sayımlarından biri Almanya’da 1980’lerde yapıldı ki toplumda verilerimiz alınıyor diye büyük tepkiye neden olmuştu. Yani bizler geçmiş hakkında bir şeyler biliyoruz ama hiçbiri net değil. 10.yüzyıldan öncesine ilişkin ise hemen hemen her toplum için doğru kaynak bulmak oldukça çok zor. En önemli eserler bile yazıldığı iddaa edilen tarihten yüzlerce hatta çoğu binlerce yıl sonra kaleme alındı ki bu eserleri silsile halinde takip ederseniz Aramice ’den Yunanca ’ya sonra İbranice ’ye ya da Arapça ’ya oradan tekrar Latince, yada Yunancadan Arapça ’ya oradan Latince ve Fransızca ya da Almanca gibi bir yol çıkıyor karşımıza. Diğer dillerde de benzeri geçişler tespit etmek mümkündür. Biliyorsunuz dil esnek bir yapıdadır ve yazıldığı dönemi tasvir eden kelimeler çoğunluktadır yani her dönemde anlamda değişmeler olabilir, kaldı ki tercüme konusunda çok fazla anlam değişikliği kabul edilen bir gerçektir. Bir de unutmamak gerekir ki gözlemci ve gözlemlenen birbirini etkilemektedir. Nasıl karar verebiliyorsunuz ki tarihe ve eski insanların ne olduğuna…


Tekrar bugüne gelip anlatılan hikâyeyi takip eder isek modern, post modern, trans hümanizm ve post-hümanizm insanlığın son 300-400 yıllık (gelecek beklentisi dahil) bir dönemini kapsıyor. Ülkemiz olarak bakarsak 1970’lere kadar şehir merkezlerimiz de bile hırsızlık çok ayıplanan ve vaka sayısı az olan bir durum iken bugün biz modern ve yarın post modern insanlar sokak kamerası, apartman/site giriş kamerası, bina girişi kamerası, daire giriş kamerası, ev içi kamerası diğer taraftan otobüs kamerası, taksi kamerasına ihtiyaç duyuyor isek kaybettiğimiz gerçek insanlığımız vardır demektir. Ve ya milyonlarca insanımızın futbola olan bağımlığı, siyaset konuşmaları, inşaat.. Pek modern durmuyor. Dolasıyla modern kelimesinin başına a getirerek olumsuz yapmaya karar veriyorum amodern. Bugünden bir bilgi daha sizinle paylaşmak istiyorum. Dünyada insanların % 25'i yetersiz beslenirken ve milyonlarca insanın suya erişimi yokken dünya nüfusu içinde yetişkinlerin neredeyse %20’si obezite ile mücadele ediyor ve milyarlarca dolar ise obezite ile mücadele için harcandığı bir dünyada yaşıyoruz. Yani aşırı yemek ve buna bağlı hastalıklardan ölen insan sayısı acından ölenlerden daha fazla.


Eskilerin kaba, bilgisiz ve gaddar insanlar olup olmadığını ve toplumların aydınlanıp aydınlanmadığını tekrar gözden geçirmemiz gerekiyor. İnsan şöyle bir dışarıya çıkıp ne oluyor dediğinde nelere inandığımızı ve neleri alkışladığımızı gördüğünde toplumun en büyük düşmanının gene toplum olduğu gerçeği ortaya çıkıyor. Ben gerçek insan arayışımızı kabul etmekle birlikte insanın kalbiyle görüldüğü dönemlere götürmek istedim sizleri. Anadolu’da ve Orta Avrupa'da hatta İskandinav köylerinde yaşayanların geçiş yollarına kurdukları barakalarda yolcuların ihtiyacını karşılayacak kadar yemek bıraktığı ve yardım ettiği, yolcuları evinde ağırladığı bir dönemden buralara geldiğimizi ifade etmek istedim. Dolayısıyla elimizde iki tane büyük sorun var gibi gözüküyor birisi azalan gerçek insan sayısı diğer de hayatı kalbiyle görebilen bize halimizi hatırlatan has insanların sayısı.


Bir kısım duyarlı insan içinde bulunduğumuz zamanı saçmalıklar çağı olarak görüyor. Geçmiş metinlere bakarsak Hesiodos’un İşler ve Günler  şiirinde biz 5.İnsan son evreyiz, kimine göre demir çağındayız, Hindi kutsal metinlerine göre bahsedilen Kali-Yuga çağındayız, Psikiyatrist Irvin D. Yalom’a göre kozmik kayıtsızlığın yaşandığı bir dönemdeyiz, bazılarınca milattan önce başlayan boğa çağının M.S 2100 itibariyle geçileceği kova çağına geçişin ara dönemindeyiz, Yahudilerce Aharit HaYamim ve biz Müslümanlarca kabul edilen Ahir zaman yani son zamandayız. Her ne kadar biz var olduğumuzu anladığımızdan itibaren var olsak da geçmişten gelen bir süreç bizim mekansal olarak bağlı olduğumuz hayatı ve orada bulunan insanları değiştirmektedir. Bunu görebiliyoruz. Tüm toplumlarda göksel olanlar ile bağlantının azalması hızlandı, insanlar gördükleri karşısında adil şahitler olmaktan vazgeçiyorlar, hayata tanıklık etmek yerine yalana başvuruyorlar ve medyanın artan dezenformasyon içerikleri ve akıllı telefonlar ile bırakın gerçeği bir de simüle edilen bir hayatın içinde yaşamaya başladıklarının farkına varmıyorlar. Fakat ben tüm gerçek olanlar ve olmayanlar için tarafımıza karanlık gelirse ışığın yok olmayacağına inanıyorum. Çünkü ışık gelince karanlık yok oluyor. Karanlık aydınlığın yokluğudur ve karanlık yok olmaya mahkumdur. Dolasıyla tüm zamanların bir sonu olsa da hepsi bir arada yaşanan zamanlar gibi gözükmektedir.



Bugün umut ettiğim nokta bir zamanlar benim bu soruyu soramıyor ancak bugün sorabiliyor olmam ve nefsimi temize çıkarmak yerine onu kınamam gerektiğni farkına varmamdır.


Bugün ve yarın suni insanların çoğunlukta yaşadığı şehirler dijital panoptikon dönemine sessizce geçiyor ve gerçek olmadığını düşündüğümüz kalabalık ortamlardan (kalabalıktan çıkın ve bakın) kaçış noktalarımız daralıyor ve tüm bu kaosun içinde gerçek insan nerede sorusunu tekrar kendime sorduğumda ben şu cevapları buluyorum.


‘’Her birinizin seçtiği bir yön ve yöntem var; siz iyilikte yarışın. Nerede olursanız olun Allah sizi bir araya getirir. Allah elbette her şeye gücü yetendir’’. Bakara 2:148


‘’Damağın yemeği tattığı gibi kulak da sözleri denemez mi’’. Eyüp:12:11

 

 

Eskiyi düşünmek adına aşağıda bir not bırakmak istiyorum; Taberi (Tarih, 1. kitap / ilk cilt) içinde peygamberlere verilen kitapların sayısını belirtir bunun yanı sıra eski toplumlarda (bilim ve sanat) araştırmalara ilişkin kitapların da çok azının elimize ulaştığını kabul ediyoruz. Dolasıyla eski toplumları bu kayıp bilgiler doğrultusunda tekrar düşündüğümüzde içinde bulunduğumuz şu kısacık zaman aralığı bilim tarihi, toplumların yapısı ve bugünün insanları hakkında bizleri yanıltmaması gerekir.


Toplam: 104 kitap

• Adem → 10

• Şit  → 50

• İdris → 30 (farklı kaynaklar Hermes Trismegistus, Thoth olduğuna inanır)

• İbrahim → 10

• Musa→ 1

• Davud→ 1

• İsa→ 1

• Muhammed→ 1

Yorumlar


bottom of page