Psikolojinin Üçüncü Boyutu: Nefs İlmi ve Rüyaların Dili
- A.

- 20 Ara 2025
- 7 dakikada okunur
Güncelleme tarihi: 22 Oca
Bu hafta sizlerle Mustafa Merter’in “Psikolojinin Üçüncü Boyutu: Nefs İlmi ve Rüyaların Dili kitabı ile ilgili olan çıkarımlarımı ve konuya uygun olacak şekilde kendi görüşlerimi de ekleyerek kitabı size tanıtmak istiyorum. Bu sitede kitaplar hakkında düşüncelerimi ve kitaplara ilişkin yorumlarımı paylaşırken esasında kitabın anlatımı doğrultusunda bugün ben ne görüyorum konusuna da girmiş bulunuyorum. Bu sitedeki kitaplar hakkındaki yorumların sadece kitap özeti gibi düşünülmemesini istiyorum kaldı ki hatalı ve ya değil eksik ve ya tam kitapların tüm özetlerini yapay zekanın veri tabanında bulabiliyorsunuz. Dolayısıyla kitaplar hakkında bu web sitesinde yazı yazmayı tekrar öğrenme sürecini gerçekleştirmek ve burada birlikte düşünmek gibi anlıyorum.
Kitabın 1.baskısı 2014 yılında Kaknüs Yayınları’ndan Nefs Psikolojisi ve Rüyaların Dili adı altında yayımlanırken kitap içeriği çok fazla değişikliğe uğramadan, Ketebe Yayınları’ndan Nefs İlmi ve Rüyaların Dili olarak 1.baskı Ekim 2025 yılında gerçekleşti. Benim okuduğum kitap ise Ketebe Yayınına aittir. Öncelikle şunu belirtmekte fayda görüyorum kitap 776 sayfadan oluşuyor. Bu biraz size uzun gözükebilir fakat kitaptaki bölümleri birbirinin doğrudan devamı gibi görmeden de faydalanabilirsiniz. Burada dikkat ederseniz okuyabilirsiniz değil faydalanmayı kullanmak istedim. Çünkü konu bağlantıları bir silsile halinde devam ediyor olsa da aradığınız bilginin ihtiyacınızı karşılayan bölümünü doğrudan okumanız da size faydalı olacaktır. Çünkü anlatımda kısmen de olsa tekrar bulunmaktadır ve bu da okuyucuya özet bilgi sunabiliyor. Ne demek istediğimi kitabın bölümlerine ilişkin özetlerini size anlatırken daha iyi anlayacağınızı düşünüyorum.

1.Bölüm Batı Dünyası ve Psikolojisinin Temel Kavramları
Bu bölümü kitabın yazılmasının çok önemli bir gerekçesi olarak görebilirsiniz. Mustafa Merter burada Batı dünyasının uygulaması ve yönlendirilmesi ile ortaya çıkan modern psikoloji ve psikiyatri bilimini eleştirirken; gerektiğinde onunla paralel gitmenin de önemini vurguluyor. Biliyorsunuz Batı dünyası denildiğinde bizim coğrafyamızda tamamen bir ret anlayışı da ortaya çıkabiliyor. Yazar burada faydalı olabilecek şeylerin alınmasını vurgularken Batının İnsan Hal’inin doğru yönlendirilmesi hususunda neden yeterince ilerleyemediğini anlatıyor. Özellikle Batı dünyasının psikoloji bilimi alanındaki çalışmaları anlatırken Freud ve Jung’un tanımlamaları üzerinden birlikte giderek hem eleştiride bulunuyor hem de faydalı bulduğu yerleri kabul ediyor. Freud ve Jung çalışmaları konusu geldiğinde kitabın ilerleyen bölümlerinde de ele alınıyor. Bu bölümde özetle İnsan denildiğinde Batı ne görüyor ve onu nasıl tanımlıyor sorusunu yanıtlanıyor. Batının psikoloji biliminde çıkış noktasını ve devamını yani insan algılayışını Freud ve Jung’un anladığı doğrultuda açıklıyor. Bu bölümün sonunda ise Carl Gustav Jung ait olan Kırmızı Kitap tüm yönleri ile (ferdi durum, kollektif durum, arketip, bilinçaltı, bilinç üstü, mitoloji) ayrıntılı bir analizi yapılıyor.
2.Bölüm Nefs İlmi
Bu bölüm hakkındaki düşüncelerimden önce yazarın sözünü sizlerle paylaşmayı uygun buluyorum.’’ Çağımızda hiçbir modern bilim dalı psikoloji ve psikiyatrinin yaşadığı çelişkiyi yaşamıyor. Bilim hemen her alanda ilerleyip teknolojik keşifler gözleri kamaştırırken, tam tersine insan giderek çözülüyor ve psikolojik açından daha da kötüye gidiyor. Depresyon ve kaygı giderek artıyor. Batının aydınlanma paradigmasının insanı iki yüz sene içinde getirdiği durum bu. Bu sebeple Batıya, İnsan, bu sizin dediğiniz olamaz deyip onlara insanın kim ve nasıl olduğunu anlatma durumuna geldik.''
Mustafa Merter, insanın kim olduğunu, nereden gelip nereye gittiğini, niçin var olduğunu bilememenin acısını yaşadığını ve Nefs ilminin bir manada burayla temas ettiğini söylemektedir. Psikoterapi ile spesifik acıları (kaygı, keder, yetersizlik) aşmaya yönelirken, manevi eğitim de bu acıları aşmak yerine onları kucaklamayı öğretmeyi esas alıyor. Açıkçası Nefs İlmi’nde acı çeken insanın hangi boyutu ile temas halinde olunduğunun üzerinde duruluyor gibi gözüküyor. O konumda bulunan insanın bildiği ve bilemediği ihtiyaçlarının neler olduğunu araştırılıyor. Dolasıyla Nefs İlmi esasında terbiye prensibine ve uygulamalarına dayanıyor diyebiliriz.
Nefs İlmi’ne göre İnsan bir ayağı alt bilinçdışında diğeri üst bilinçdışında, kafası ise ikisi arasındaki nötral alanda yaşayan bir varlık olarak kabul edilir. Özellikle burada Jung’un alt bilinçaltı tanımlaması kabul edilebilir gibi gözükse de üst bilinçaltına olan temasta Batı’nın çalışmalarında bulunmaması eleştirilir. Ve bu noktada insan serbest irade kullanarak hangi tarafa eğilirse, farkına varmadan o tarafın yani üst bilinç ya da alt bilincin etkisi altına girdiğini savunmaktadır. Bütün düalizmlerin ana sebebini de bu varoluş dikotomisinin kaynaklandığı sonucuna bu şekilde varılmaktadır. Bu bölümde Mustafa Merter, Jung’un Anima ve Animus'unu Celal ve Cemal (Allah’ın isimleri) olarak kabul ederek daha kapsayıcı bir durumu ifade etmeye çalıştığını okuyorsunuz. Ve Celal ve Cemal dengesinde tasavvufun bizlere varlığın temel yapı taşlarının ikili ve zıt bir yapıda olduğunu açıkladığını her şeyin her an yeninden var olup bir sonraki an yok olduğunu ancak bu gelip geçici zıtlığın anlaşılması için akıl ve kalp birlikteliğine ihtiyaç olduğunun önemini vurguluyor. Bu noktada şunu sorabilirsiniz bir yaratıcıya ya da dine inanmıyor isem bu çalışma bana faydalı olur mu.
Psikiyatrist Dr. Mustafa Merter, dini inancı ne olursa olsun ister ateist ister agnostik Nefs İlimine göre psikohijeni yaşamak hem aşkınlık ile temas alanına geçişi sağlar hem de aşağılara düşüşün engellendiğini savunur. Yani depresyon hastası daha da kötüleşmez belki de farkındalığın artması ile (müşahede, basiret ve feraset) rahatlar ve yitirdiği ümide yeniden kavuşabileceğini belirtir.
Bu konuda sizlerle biraz konuşmak istiyorum dolayısıyla kitap özetinin biraz dışına birlikte çıkmamız gerekiyor. İnsan yolculuğunun yatay ve dikey eksenli oluşunu anlatabilmek oldukça zordur. Daha doğrusu anlatmaktan ziyade anlaşılması oldukça zordur dersem daha doğru bir ifade olur. Aslında burada bunun anlatılması ve anlaşılmasından ziyade bu durumun nasıl ifade edileceği de belirgin değildir. Bu açıdan bakıldığında bu ifadesi mümkün olmayan bazı şeyler zaten sembollerin doğumuna sebep olmuştur. Semboller de bazı şeylerin anlatılamamasına ama anlaşılmasına ışık tutmuştur. Yani Hal değişikliklerini kişi bunu idrak edebildiğinde kavrayabilir ama ifade edemeyebilir, anlatamayabilir ve ya diğerlerince yeterince anlaşılamaya bilinir demek istiyorum. Aristotales’inde bir zamanlar ifade ettiği şu kelimeler bugün de geçerli iken ne kadar kavrandığı muğlaktır. Yükseliş ve düşüş, ilerleme ve gerileme (çevre yolları ve döngüler).

Batı dünyasında (Asya'da bulunan bazı metinleri de dahil etmem gerekiyor) içrekçilik alanında yazılan romanları incelediğimde ve insanın yolculuklarına ilişkin çalışmaları okuduğumda genellikle bireyin çıkış noktasını davet üzerinden, dönüşü de kahramanlık ile özdeşleştirerek anlatmayı tercih etmişlerdir. Aslında bu birçokları için tercih değil doğrudan deneyimlediklerinin roman halidir de diyebiliriz. Kimisinin ise bunu şiir türünde anlatmayı tercih ettiğini tespit edebiliyoruz. Ancak kişinin kendini tanıması ve bulması sonrasında geri dönüldüğünde kabul edildiği cemiyetlerin yapısına bakıldığında çoktandır ilahi olan ile temasını kaybetmiş durumda olduğunu görüyorum. Bu noktada bu grupların bilgiye ulaşımının kolay olması ve bilginin gösterimine ait alanlara sahip olmalarından kaynaklı kurdukları yapının dışında ne olduğunu bu bağlantı eksikliği nedeniyle göremiyorlar gibi bir sonuç ortaya çıkmaktadır. Burada sizlerle önemli üç ayeti paylaşmayı uygun görüyorum. Ankebut, Dişi Örümcek, suresi 2. Ayet; İnsanlar, denenip sınavdan geçirilmeden, “İman ettik” demekle bırakılacaklarını mı sanıyorlar? Muhammed Suresi 31.ayet; Andolsun, biz sizden mücahid olanlarla sabredenleri bilinceye (belli edip ortaya çıkarıncaya) kadar, deneyeceğiz ve sınayacağız. Ahzab suresi 72.Ayet Biz emaneti göklere, yerküreye ve dağlara teklif ettik, ama onlar bunu yüklenmek istemediler, ondan korktular ve onu insan yüklendi. Dolayısıyla hayatımızın dünyaya bakan yönünün anlam kazanmasında iman ve cihad arasında ve bir sorumluluk doğrultusunda olduğunu görüyoruz. Tabi burada cihadı silah ve kılıç olarak algılamak yerine insanın nefsiyle mücadelesi, bilgi ve ahlak uğruna çabası olarak anlamak gerekiyor. İman etmek konusunda ise aklımıza ihtiyacımız vardır yani aklımız kadar iman ederiz. Ayrıca bunları ifade ederken bende kendimi, yani nefsimi temize çıkarmadığımı belirtmek zorundayım. Özetle bire giden yolda düşünce ve davranış farkı keskinleşiyor bunu anlatmak ve eklemek istedim.
Batı dünyasına ilişkin görüşlerime devam edersek elbette ki Germanic ve ya gotik, ya da Eleusis gizemleri ya da bazılarınca genel manada gnostikler olarak adlandırılan anlatılara ait kültür ret edilemez araştırılması da gerekir ayrıca o belgeler de masallar gibi hakikatleri gizler, ancak devamında bağlantı noktasındaki sorunlarının farkında olmadıklarını ve dünyanın algılanışında keskin bir ayrıma gidildiğini ifade etmek istiyorum. Burada sizlerle daha öncesinde okuduğum bir bilgiyi de paylaşmak istiyorum. İnsan ve kahraman yazıları demişken Kızılderililerin insan tanımı ile kahraman tanımının aynı olduğunu okumuştum. Dolayısıyla Amerika Yerlileri olan Kızılderililer onları ıslah etmeye gelen beyaz ırktan mana anlamında ya da bunu metafizik anlamda da görebilirsiniz epey ilerideydiler fakat bunu anlatabilecekleri harfleri/kelimeleri oraya giden beyaz ırkın dilinde henüz çözümlenmemişti.
3.Bölüm Hal Psikolojisi
Kitabın bu bölümünde tasavvuf kavramları olan Nefs-İ Emmare ve Nefs-İ Levvame ile birlikte Hal durumlarına değinilmiştir. Hal dünyasında insanın latif halleri olduğu gibi sıradan hallerinin de olduğu ancak latif hallerin keşfedilmesinin önemini tasavvuf ile açıklamaya çalışmıştır. İnsan sayısınca öznel dünya olduğunu ve asgari müştereklerde buluştuğumuzda aradaki farklılıklara rağmen hepimizin aynı dünyada ve aynı gerçeklikte yaşadığımızı sandığımızı aslında nefs yapısı ile katlar arasında dinamiğe vakıf olabilirsek Hal durumunun da değişeceğini savunur Mustafa Merter. Bu bölümün önemli bir kısmında bu konuyla ilgili olduğu için Rıza, Tevazu, Hilm, Riyazet, Takva, Zühd gibi kelimelerin semantik analizleri ayrıntılı olarak açıklanıyor. Esasında kelimelerim semantik analizlerine kitabı okuduğunuz süre boyunca çok sık karşılaşıyorsunuz. Sadece Arapçadan Türkçemize geçen kelimeler değil Latince ve Yunanca kelimelerinin de kökleri ve anlamlarına iliştin tespitler bulabiliyorsunuz. Bu kitapta en çok beğendiğim yönlerden birinin bu olduğunu ifade etmeliyim. Kelime köklerine önem veriyorum ve bu doğrultudaki semantik anlatımı faydalı buluyorum. İbn Arabi’nin Harflerin İlmi kitabında Kuran harfleri üzerine çalışmasını okuyabilirsiniz, anlaşılması oldukça ağır bir kitap olsa da mutlaka öğreneceğimiz bilgiler vardır. Kabalist bazı yorumcular da bildiğimiz dünyanın yaratılmasında sorumluluğu ב Bet harfinin aldığına inanırlar. Yani tüm harflerin içinde bet bu sorumluluğu yüklenmeye razı gelmiştir diye açıklamışlardır. Gene burada Richard Trench’in (Anglikan başpiskoposu ve şair) bir sözünü sizinle paylaşmak istiyorum.
Dil bilgedir, sadece kaba olandan daha bilge değil, ayrıca onu konuşan en bilgeden de daha bilge ve bazen dil içinde bir zamanlar çok iyi bilinen ama artık unutulmuş hakikatleri saklar.
Bu konuda biraz araştırma yaptığımda Hint-Avrupa dillerinde ikiliğin çoğu zaman olumsuzluğu denge halinden çıkışı çağrıştırdığını tespit edebiliyoruz.
Antik Yunanca’da 2 (iki) δύο (dýo) demektir.
δυσ- (dys-) bozulmuş birlik
δυσ λειτουργία kötü işleyiş,arıza
δυσ τυχία talihin bozulması
δυσ πεψία sindirimin dağılması
Latince duo/dis
dis- ayırma, parçalama
dishonour → onurun bölünmesi
disorder → düzenin dağılması
İngilizce
doubt / dubious: iki yöne çekilme, kararsızlık, şüphe
Almanca
Zweifel: ikiye bölünmüş zihin, güven kaybı, şüphe
Evet günümüzde kelimeler içinde bulunduğu toplum tarafından anlam değişikliğine uğrasa da hakikatleri saklamaya devam ediyor. Bu konuyu burada bırakıyorum ve kitaba tekrar devam ediyorum.
4.Bölüm Nefs İlmi ve Psikopatoloji
Kitabın bu kısmını gövde gibi görmeyi tercih ediyorum. Tüm anlatım burada anlamlı hale geldiği gibi kitabı uzun bulanlar buradaki bölümleri parça parça da okuyabilirler. Çünkü bu bölüm İnsan nedir sorusunu tekrar ele alırken kişilik rahatsızlıklarının da ayrıntılı bir çalışmasını sunuyor. Bu bölümde alt başlıklar halinde depresyon, kaygı, ölüm fikri, obsesif kompulsif rahatsızlık, nörozlar, psikozlar, bağımlılıklar ve eşcinselliğe kadar açıklama ve araştırma bulabilirsiniz. Ayrıca buradaki çalışmalar geçmiş ve bugünün toplumuna ait hastalıklar üzerinde tespit edilen çalışmaların istatistikleri ile birlikte verilmiştir. Dolasıyla içinde bulunduğumuz dünyayı bize gelen verileriyle birlikte kavramak ve karşılaştırma yapmak için önemli bir bilgi ağı sağlıyor. Aynı zamanda dipnotlardaki anlatımları takip ettiğinizde de çok değerli çalışmaları ve kitapları ve yazarları da öğrenebiliyorsunuz. Kitabın başından sonuna kadar dipnotları okumakta oldukça faydalı çünkü konuya ilişkin zengin bir kaynak sunuyor.

5.Bölüm Nefs İlmi ve Psikoterapi
Bu bölümde psikoterapi tedavi süreci ve yöntemlerinden bahsediliyor. Ayrıca terapist eğitimini ayrıntıları ile açıklıyor. Aslında 5. ve 6. bölümün daha sınırlı bir okuyucu kitlesine yönelik hatta sınırlı olmaktan ziyade bu alanda çalışanlara yönelik olduğunu söyleyebiliriz. Diğer taraftan bakarsak kişinin bu tedavi yöntemini kabul ettiğinde ne gibi süreçler yaşayacağını da öğrenmesini sağlıyor. Kitaptan alıntı yaparak Nefs İlmi’ne göre psikoterapinin nasıl tanımlandığına kısaca bakalım.
Duygu ve Hal farkı ile hallerin araştırılması, Nefs İlminin özelliklerinden biridir.
Terapi süreci dışarıdan gelen bir faktör değil, nefsin kendini düzeltme temayülü olarak görülür.
Psikoterapi sürecinin uzun vadeli hedefi, insanın ‘’alan varoluş’’ durumundan, ‘’veren varoluş’’ durumuna geçmesini teşvik etmektir
Zevkperest ve menfaatperest insan mutlu olamaz.
6.Bölüm Rüyaların Dili
Bu bölümle terapiye gelen danışanlarının anlattıkları rüyalarını çok yönlü bir şekilde ele aldığını görüyoruz.
Evet kitap hakkında çalışmalarda genelde son bir söz ve özet bir anlatım sağlanır ancak ben her bölümü detaylıca kendi yorumlarımı da ekleyerek sizlerle paylaşmak istedim bu sebeple sadece güzel okumlar diliyorum.



Yorumlar