Hepimiz Göçmeniz, Gregory Feldman, We Are All Migrants
- A.

- 1 Eyl 2025
- 4 dakikada okunur
Güncelleme tarihi: 22 Oca
Bu hafta okuduğum ve paylaşmanın sizlere de yararlı olacağını düşündüğüm bir kitabı tanıtmak istiyorum. Son yıllarda savaş ve ekonomi dışında ortak olduğuna inandığımız alanda neler konuşuluyor diye sosyal medyaya bakmak isterseniz konu başlıklarından bir tanesinin de göçmenler olduğunu görebilirsiniz. Elbette sokağa çıktığınızda ve işe gidip gelmek amaçlı kullandığınız yol güzergahında böyle bir sorunla karşılaşmıyor olabilirsiniz fakat sizler karşılaşmayın diye birileri bu duruma hem neden olurken birileri de bu sorunları çözmek için emek harcıyor. Uluslararası kurumların araştırmalarına göre göçmen nüfusu dünya nüfusunu %3’ünü oluşturmasına rağmen, popülist politikalar ve sermaye grubunun göçmenleri, endüstriyel kullan at ürünler gibi görmesi, bu %3’lük kitlenin çok fazla gündemde yer tutmasına neden oluyor.

Kitabımızın adı ‘’We are all migrants ‘’ Gregory Feldman (Anthropology, Windsor Univercity) yazar ilk büyük göç olarak gördüğü Afrika'dan çıkışı 150.000 yıl öncesi için başlangıç alarak kitaba başlıyor. Burada yazar da kesin ifadeler kullanmıyor. Zaten bu Afrika’dan çıkış hikayesinin biraz nostaljik olduğunu artık kabul edebiliriz. İnsanların yeryüzüne dağılışında, genel kabule göre Nuh peygamber ve oğullarının dağılımı esas alınsa da diğer hareketliliklere bakmak istersek bir grubun Atlantis üzerinden geldiği ve Antik dönemde bugün Mısır olarak bilenen bölgedeki gruplar ile iletişime geçtiği, büyük bir hareket olarak Peygamber Musa ile birlikte 700.000 kişi olduğu düşünülen İsrailoğulları kavminin Kızıldeniz sonrası kendi yollarınca devam ettiği ve birbirinden ayrıldığı, Got’ların kitlesel olarak Avrupa’ya hareketleri, Slav boylarının uzun dönemli yer değişiklikleri ve coğrafyamız olarak baktığımızda Yukarı Asya’dan 400 kabile olarak (Türklerin) Anadolu’ya geldiğini anımsayabiliriz. Düşünüldüğünde insanlık olarak son 150 yıldır, pasaportları, elektrikli duvarları ve ileri gözetleme sistemine sahip karakolları keşfettiğimizden beri kendi yazgılarımıza sıkışmış durumda gibi gözüküyoruz. Açıkçası bugünkü bu göç olaylarının tarihsel anlamda karşılaştırıla bilinir etkisi yok. Bugün dünyanın herhangi bir yerinde binlerce insan sporsal bir faaliyet amacının dışında birlikte yürümek istediğinde gözlemci olarak görev yapan bir bilgisayara hareketlilik uyarısı gidebiliyor. Yani göç yollarının eskisi gibi olasılıklı bir dünyası kalmadı; ayrıca gideceğimiz yolların zorlukları da hesaplana biliniyor ve kontrol de edilebiliniyor. 17. Yüzyılda yazılan romanlara ve otobiyografik anılara bakarsanız bireyin yer değişikliği ve bu değişiklik sürecinde insanın başına gelen maceralar önemli yer tutar. Kimi yolda kaçırılır gözünü açtığında kendini İstanbul’da bulur, kimisin de korsanlarla birlikte isteği dışında Akdeniz macerası yaşar kimi zaman din değiştirmelere zorlanır. Bugün yerleşik olarak bildiğimiz alandan bir başka alana geçeceğimiz zaman sadece resimlerimiz değil kendimizin fiziksel varlığı da biyometrik bir veri olarak kontrol merkezlerinde anlam ifade ediyor. Hepimiz göçmeniz kitabı bu son dönem gündeme gelen göç hareketlerini hedef almaktadır ve bu alanda bir görüş bildirmektedir. Sonuç itibariyle milattan sonra 1. Bin yılı geride bıraktığımızda insanlık son göç hareketlerini yavaş bir şekilde 2.binyıla kadar tamamladı diyebiliriz.
Gregory Feldman, göçmenler ile ilgili sorunları dikkate alırken göçmenin özne olup bir birey olduğunu ve onun basit bir edilgen olarak görülmemesi gerektiğini söylüyor. En özetle haliyle göçmenlerin perdesini kaldırdığınızda aslında bir vatandaş görüyorsunuz demek istiyor.
Kitap 3 ana öneri etrafında şekilleniyor Modernite, temas ettiği herkesi hem vatandaşları hem de göçmenleri atomize etme tehdidinde bulunan kalıcı göçmenlik koşulları yaratıyor(Orta ve alt sınıfın atomize edildiği ve endüstriyel emek kavramı ile birlikte hayvanlaştırıldığı öne sürüyor), göçmenlik halinin ortak siyasi eylemi baltaladığı ve insanları izole ettiği ve hayal kırıklığına uğrattığı, ortak siyasi eylem ortaya çıkarken göçmenliğin dağıldığını anlatmak istiyor. Göçmen ulusal organizmada bir virüs ise işsiz vatandaşın refah sisteminde bir sülük olarak görüldüğünü ekonomik model esas alınarak yazılan incelemede de yer veriyor.
Feldman göçmenlik durumunun üstesinden gelmek için insanların kendi alanlarında kendine özgü bir yol oluşturmalarını ve mutlaka sorgulama yetkilerine sahip olmaları gerektiğini belirtse de Buret’in sözünü paylaşarak dünyada yaşanan ekonomik nedenli hayal kırıllığını da bir taraftan kabul etmiş gibi gözüküyor: Labour is Life, and if life is not exchanged every day for food it soon suffers and perishes. İf the life of man is to be a commodity, then slavery must be acknowledged. We have not yet found our way out of this sad equation, but only more sophisticated smokescreens to blur its accuracy. (Emek hayattır ve eğer hayat her gün yiyecek karşılığında takas edilmezse, çok geçmeden zayıflar ve yok olur. Eğer insanın hayatı bir meta olacaksa, o hâlde kölelik de kabul edilmelidir. Bu acı denklemin içinden henüz bir çıkış yolu bulabilmiş değiliz; sadece doğruluğunu bulandırmak için daha incelikli sis perdeleri icat ettik)
İçinde bulunduğunuz toplum ne olursa olsun göçmen kavramının iktisadi emek ve politika arasındaki ilişkisini merak ediyor ve güvenli olduğuna inandığınız bölgelerden gelip geçmek zorunda kalanların ne yaşadığını farklı bir şekilde görmek istiyorsanız bu kitabı okuyabilirsiniz. Kitap ile ilgili bir diğer söylemem gereken tespitim daha var. Kitapta anlatılan ve üzerinde durulan kamusal alan ile öznel alan kavramını anlamak için biraz yalnız kalmak adına uzunca düşünsel bir pratik yapmanızı önermek durumundayım. Çünkü Feldman bu kısmı uzunca anlatırken anlaşılmasının zor olduğu bir bölüm olduğunu düşünüyorum. Aslında bir göçmenin içinde bulunduğu şartların anlaşılabilmesi içinde bu döneme benzer bir algıyı bireysel olarak insanların geçirmesi gerekiyor ki bu oldukça zor bir farkındalıktır. Açıkçası bir göçmen ile karşılaştığınızda neden buradasın sorusu değil, buraya gelmene sebep olan siyasi durumun ne olduğunu anlayabilmek için güvenli olduğuna inandığımız alanları tekrar sorgulamamız gerekiyor.
Son olarak kitap ismi olarak hepimiz göçmeniz ifadesini oldukça güzel buluyorum her ne kadar bu isim doğrultusunda inanç yönünden bir anlatım olmasa da ben bu yazıyı bu şekilde bitirmek istiyorum. Evet burası sözleşmemizi hatırlamak, onu anlamak ve ona sadık kalmak ve nihayetinde ayrılmak için geldiğimiz kısa bir andır ve hepimizi yürürken istesek de istemesek de tercihlerimizle kendi tarihimizi de yazdığımız birer göçmeniz diyebiliriz.





🫴