top of page

Uyku ile Uyanıklık Hali

  • Yazarın fotoğrafı: A.
    A.
  • 4 Nis
  • 4 dakikada okunur

Merhaba, bugün sizler bu yazıyı okurken düzenlediğim bir cenaze sürecine katılmış olacaksınız; sürecin iki tarafında da ben olacağım ve işlemler bittikten sonra da küçük bir kutlama yapacağız. Nasıl olur mu demeyin olabiliyor. Birlikte öğreniyoruz belki de ben bunları yazarken öğreniyorum. Ben ve benimle olan dünya bir yandan bana veda ederken aynı zamanda veda sürecine topluluğun arasında gene yardım eden ben buluyorum. Yani sürecin içinde hala aktif bir durumdayım ve pasif olması gerekeni taşın üstüne koyuyorum. Oradaki beni, omuzlarında taşıyan da benim ve tabiki sizler de bu yazı ile bu sürece şahit oluyorsunuz. Nasıl? H harfi gibi gibi düşünebiliriz ya da biraz yan yatırarak bakabilirsiniz. Her defasında benden küçük bir parça sürecin dışında kalıyor, çünkü öğrenme süreci bu şekilde devam edebiliyor.

 

Evet bizler her nefeste biraz daha bedensel ölüme yaklaşıyoruz. Yaşamlarımız nabız sayısıyla ölçülüyor ve ortalama bir yaşamda insan iki milyar nabız sayısına ulaşıyor. Hayvanların yaşam süreleri farklı olsa da fil ve fare de günün sonunda ortalama aynı nabız sayısı ile buradaki sürecini tamamlıyor. Nick Lane’in Transformer, The Deep Chemistry of Life and Death kitabında biz insanların her saniyeden daha az bir sürede bir tepkime sürecinde hayatta kalmaya devam ettiğimizi yazıyor. Durağın gibi gözüken hücrelerimize mikroskopla bakıldığında her saniye bir milyar metobolizma tepkiye giriyor ve otuz trilyon hücre saniyede yüz milyar trilyon tepkime sağlıyor.10^{23} 


Esasında her nefeste yeniden bir dünya kuruluyor etrafımızda ve bağlantıda kaldığımız sürece bu ortak alanı deneyimliyoruz onu anlamaya çalışıyoruz. Eskilerin dedikleri gene doğru çıkıyor dört ve yediye göre yazılan bizler her gün yeniden kurulup yıkılan bir dünyanın içindeyiz.

 

Bugün yazıma ölümü, sonu diğer manada ayrılmayı hatırlatan bir kelime olan cenaze ifadesini kullanarak başladım. Fakat cenaze süreci anlatmak istediğim konu hakkında aklıma gelen ilk kelime idi. Bazen anlatmak istediklerimizi anlatamadığımızda uzun uzun yazılar tercih ederiz. Kimisi bunu daha çok türeterek devam etmeyi tercih ediyor ben ise daha az ile bütünü ifade etmenin etmenin yolları arıyorum. Bu yüzden önceki yazılarımda yaptığım gibi kelimelerin köklerine inmek ve oradan anlamlar çıkarmam gerekiyor. Cenaze kelimesini kullanarak başladığım için bu kelimeye odaklanarak birşeyler bulmak istiyorum. Hedef alanımda cenaze, kabir, mezar kelimeleri bulunuyor. Taşınma işlemi devam ediyor ve birlikte öğrenmeye başlıyoruz. Türkçedeki cenaze, Arapça جنازة (cenaze) kelimesinden geliyor. Değişen bir durum yok gibi gözüküyor. Arapça anlamına baktığımda pek fazla dikkat çekici birşeyler bulamıyorum. Gene bu doğrultuda kabir, mezar kelimelerini Mehmet Zeki Pakalın’ın Osmanlı Tarih ve Deyimler Sözlüğü üzerinden bakıyorum. Arapça kabir kelimesinin aynı zamanda mezar anlamına geldiğini öğreniyorum. Gene Arapça bir kelime olan Makbere’nin de mezarlık manasında kullanıldığını öğreniyorum. Yönümü Semin El-Halebi’nin Misalli Ansiklopedik Kur’an Sözlüğü’ne çeviyorum. ق ب ر (k-b-r) harfleri karşılığında birşeyler arıyorum. Harfler bana kişiyi Kabre koymak ve kabir vermek anlamlarının olduğunu öğretiyor. Kelime kökleri mekan olarak karşıma çıkarken aynı zamanda bir eylemden bahsediyor. Sayfada devam ettiğimde ,Fatır 22 ayetinde Sen kabirdekilere işittiremezsin ayetini keşfediyorum. Açıklama olarak burada kinaye olduğunu esasında insanların uykuda olduklarını ve öldüklerinde kendilerine geleceklerini ifade ettiğini anlıyorum. Evet aradığıma yaklaştığımı seziyorum. Epey bir yaklaştık birlikte. Bu sefer ingilizce mezarlık cemetery kelimesinden biraz doğuya doğru gidiyorum, latincesi coemeterium’a ulaşıyorum. Biraz daha doğuya doğru gelerek Anadolu’nun eski sakinleri İonlular ne demişler köklere inmek istiyorum. Coemeterium ise κοιμάω (koimao)  uyutmak, uykuya yatırmak, κεiμαι (keimai) yatmak, uzanmak olduğunu öğreniyorum ve -terion, Yunanca -τήρ (-tēr) ile bağlantısı bulunurken bir mekan kavramı yarattığını öğreniyorum. Kelime bağlantılarına devam ettiğimde ἐγκοίμησις (en-koime-sis) yani (en) içeriye doğru uyuma bir nevi şifa aramak ve dinlenmek için uyumak isteyenlerin taleplerini ifade eden bir fiil olduğunu öğreniyorum. Burada uyuma sürecine başlarken bir bilinç hali hala devam ediyor gibi gözüküyor neticede bir tercih doğrultusunda uyuma eylemine doğru ilerlediğimizi anlıyoruz. Ve enkoimesis tam istediğim gibi bir hedefe varıyor. Fail etken bir yönü ile de edilgen durumda olmayı kabul ediyor yani kendinin hem küçük bir parçasını dışarıda tutuyor hem de bedenini bırakarak isimleşiyor. Kabul etmek için uzanıyor. Bir parçası süreci yönetmek için hala dışarıda, kalabalığın arasında taşıma işlerine yardım ediyor. Biraz daha anlam için araştırmaya devam ediyorum ve düşüncelerinden uyur, onlardan vazgeçersen Ashab-ı Kehf’ten sayılırsın sözünü buluyorum.

 

Şimdi tekrar görünen tarafa, rakamların arasına dönüyoruz. Çünkü cenaze işlemi bitmiş gibi gözüküyor ve birbirimizi tebrik etme sürecine geçiyoruz. Bizler, insan sayısı ile günlük düşünme eyleminin çarpımı kadar algı üretebilecek bir dünyada yaşıyoruz. Sonsuza açılan bu algıların içinden kendimize yakın ve güvenli bulduğumuz bir ortalamada birbirimize yaklaşıyor, sonra yeniden uzaklaşıyoruz. Her gün, her saniye. Belki korkuyoruz, belki de ezberlemek daha kolay geliyor. Böylece ortak bir alanda, ortak bir fikirde, ortak bir zamanda buluşabiliyoruz. Bir insanın günde ortalama altı bin kez düşündüğünü kabul edersek, dünya nüfusuyla birlikte bir günde elli trilyon düşüncenin ortaya çıkması gerekiyor. Zihinsel imgelerin her yöne dağıldığı böyle bir yerde, her saniye milyonlarca farklı içeriğin doğabileceğini düşünüyorum. Ama üç boyutlu küp, yani kutu, durmadan aynı şeyleri söylüyor; insanları tek bir kutunun içine çekmek, onları yutmak istiyor. Bir zamanlar televizyon karşısında anne ve babaları aynı anda aynı şeylere gülmeye ve üzülmeye alıştırılmış insanların çocukları, bugün ceplerinde taşıdıkları şey aracılığıyla, çok daha kısa sürelerde aynı korkulara ve aynı gerçekliklere inandırılıyor. İnsan artık duymak istediklerini cebinde taşıyor.

 

Evet, derin bir uykuya geçiyorum. Dışarıda kalan parçam taşınacak hale gelip buraya ulaştığında, kalabalığın içinden bazılarının suyun üzerine çıkmış olacağını göreceğime inanıyorum.

 

 

 

 

 

 

Yorumlar


bottom of page